Embed

ALTI YILIN SON MUHABBET KONUĞU SEZAİ SARIOĞLU

 

 

 

 

"BENİM DERDİM DEVRiM'DEN COK..."

Altı yıldır birlikte kırka yakın muhabbet. Heves. Merak. Tanışmalar ve yeniden tanışmalar... Mekanın poetikası ve politikası elverdiğince serbest muhabbetler. Bereketi kaçmasın, muhabbet yolcuları olarak güzel bir yol katettik. Ve geldik bir başka kıymetli eşiğe. Mecaz ve hakikat olarak, eşikten söz ediyorsam duralım. Şimdi burada, eşikte soluklanalım; önce geriye sonra şimdiye ve geleceğe bakalım. Ustalaştık, evet. Muhabbette, heveste, merakta ve sorular da ustalaştık. Ama yeni bir acemiliğe ihtiyaç var. Yeni bir "olma", kendimizi ve muhabbeti yeniden kurma eşiğidir bu. O halde bir kez daha "Efendimiz acemilik" diyerek başa dönelim. Olay mahalline dönelim ve o hevesten yeniden el alalım...

Her muhabbetin en dertli yanı, "klasik" olma riski, heyecanını ve hevesini standarlaştırmasıdır. Hem mecaz hem de hakikat olarak eşik, kıymetin yanı sıra soruları ve sorunları da içerir. Eşik, evet. Orada duralım. Zaten eşik de orada durup bize bakıyor. Bakışalım, selamlaşalım. Ve bir kez daha "Efendimiz acemilik..."

Yeni heveslerimizin, başardıklarımız küçümsemeden, kalbini kırmadan en baştaki hevesten el almak. Yeni bir aşka başlar gibi yeniden başlamak. Kendimizi ve muhabbeti yeniden icat etmenin hevesi...

Gelecek icin "butun mumkunlerin kıyısında" diyelim simdilik...

Ama duydum ki sondan once muhabbet ehli benimle son bir muhabbet eyleyecekmis... 

Tarihen ve siyaseten, poetik ve politik olarak kabulumdur...

Sezai Sarioglu

 

BENİM HİÇ AĞACIM OLMADI... DEVRİMİN GÖLGESİNDE BÜYÜDÜM...

(19 Mayıs'taki muhabbet için parmağınıza şiir bağlayın...)

"Her çocuğun birlikte büyüdüğü bir ağacı vardır...
Evden kaçınca yapraklarına saklandığı, gölgesinde evi, evdeki halleri sorgulayıp, çabucak büyümeyi düşlediği, onu bekleyen bir ağacı vardır. Başı dara düştüğünde çocuğun gelip dallarına, yapraklarına ve gölgesine sığındığı bu ağacı herkes tanır. Yaşına ve bedenine kenar süsü olarak ağaçları düşünerek büyüyen çocuğun ağacı beklemesi ise sevgisini eşit kılmak hevesidir. Yaşını gölgede büyüten çocuk bekler ki başı dara düşen ağaç da boynunda terli ferman gelip ona sığınsın. Sevmenin iki ayrı istikametten bir yolculuk vaadi olduğunu her ikisi de bilir. Seven, insan da ağaç da kuş da olsa kendisiyle yetinemez, gidecek bir bahane bulur. Âşık ile maşuku biçimleyen bir iç yolculuktur ki, sadece onların bildiği ve günde üç vakit birbirlerine sayıkladıkları bir sırdır bu...

Benim hiç ağacım olmadı...
Özellikle benim yolumu gözlemedi hiçbir ağaç. Hiçbir ağaç yapraklarını sadece benim için biriktirmedi. Yapraklarının koynunda sakladığı rüzgârı boşaltmadı başımdan bunaldığımda, geçmişe ve geleceğe koşup terlediğimde sırtıma mendil koyar gibi uzatmadı dallarını. Ne çocukluk hayallerime karıştı suyu, ne de saçlarımın arasına sadece benim için rüzgarlandırdı şarkılarını. Ama ben bütün ağaçların ve ormanların sırdaşı oldum. Gövdelerine dayadım usulca kulağımı. Masallarını dinledim. Bir ağaçta uyudum, bir başka ağaçta rüya gördüm. Bazılarında sorularımı bazılarında cevaplarımı unuttum. Yine de benim hiç ağacım olmadı...

Dal'ım oldu benim...
Bir ağacın dalına ama o ağaca itiraz etmiş bir dalına kayıtlandım... "
Sezai Sarıoğlu
( 'EKSİK VE UZAK' isimli yayımlanmamış öyküsünden)

 

MUHABBET YAP AT DENİZE, COĞRAFYA BİLMEZSE TARİH BİLİR
(19 Mayıs Pazar akşamı 'Elveda Muhabbeti'nde buluşuyoruz...)

"Anneme göre ben bir esintiyim, babama göre hep itiraz, hep itiraz. Başöğretmen taklidi öğretmenime göre beyaz tebeşiri utandıran kara lastik. Anlatırken kendimi rüzgar hissetmem anneme gönül borcum olabilir. Benim gerçeğim bu. Ne var ki, ben anlatırken beni deniz zannetmelerine hep şaşırırım. Daha da kötüsü ben hikayemi bitirince dağ olurum, ama dinleyenler ova zanneder. 

Doğarken atılan çığlık, insanın en uzun ve tek konuşmasıdır dünyaya. Tek cümlelik bir hikaye... İnsan tüm yaşamı boyunca tek sözcük söyler ve susar. Hayatım boyunca bana susmamı söyleyenlerin günü gelince anlat demeleri bana şaka gibi gelmiştir. İnsan tek harftir hatta, başlangıç ve son. Hafıza, anılar, aşklar zamanla yerleşir o harfin içine. Benim de içine sığdığım ve sığındığım hikayelerim elbette var. Hem de çok.. Ne var ki benim yazgım taşmak. Huyum taşmak huysuzluğundan gelir...

Benim sözlerim çalık...
Çocukken bakır çalığıydı, şimdilerde devrim çalığı... Sözün de çalığı olur muymuş demeyin. Derseniz, ağlayan ve gülen sözcükleri delil gösteririm size. Ben şakayı severim, sözcüklerden öğrendim şakalaşmayı. O gün Yalı Kahvesi'nde oturmuş, kendimi gidiyordum. Uzun zamandır örneğim kendimdi, eski kendimden yeni kendime taşınmanın hevesinde ve telaşındaydım. Ama şaka, ama mecaz, ama ayna ama suret; kendimdi. Ben böyle içimden dışıma, dışımdan içime kendimi giderken herkes içeriden, hapisten çıkmış zannediyordu beni. Oysa ben içimden çıkmıştım...

Benden kopanları toplamaya çalıştığım günlerdi...
Mevsim normalleriydi, evet. Herkesin şekli değişmişti. Dilin giyineceği anlamlar uçup gitmişti. Göğü, rüzgarı, denizi tabir eden eski bir reis,masama yaklaşıp günün ilk mecazını bende siftah etti: " Denizaltıların limanı yoktur hoca! Sen mecazı seversin, denizaltıların limanı çoktur, istediğin yerden çıkabilirsin" deyip uzaklaşırken, "Eski günleri tamir etmeye gidiyorum, istersen sen de gel", demeyi de ihmal etmedi...

Ama mecaz, ama gerçek, ama ayna ama suret, bu soruları kalbimize kim koymuştu?
Her sorunun vebali boynundaki cevaptaydı... "

Sezai Sarıoğlu

 

NEHİR MUHABBETLER SEZAİ SARIOĞLU İLE VEDA EDİYOR

(Manisi olmayanları 19 Mayıs Pazar günkü SON muhabbete bekleriz...)

"(...)/ masalsız söylemiş olayım ben, şarkılı duymuş olun siz
evvel zamanlarda devrimci olmak, evden kaçıp sokaklara kayıtlanmaktı
lâkin kesintisiz kanatlardan, sürekli koşmalardan ve uç'malardan yenilip 
evlerin saçak altlarına dönerek annelerin şarkılarına ve dualarına sığınmaktı
aşk, rast makamında “şu garip göynüm için kanun icat olaydı” şarkısıydı

yarı örgütlü haramlarını atardı şarkı sandığı’na annem 
iki fasıl arasında komşu dilinden biriktirdiği iyilik mecazlarını
yasak kitaplardan firar, üstü çizilmiş fevkalade devrimci kelimeleri 
hali vakti yerinde bir şarkının devrime yardım-yataklığıydı annem
içine dalgın, dışına kırgın annem, “azınlık” komşunun ahretliğiydi 

evde şarkı bittiğinde annem komşuya şarkı almaya gönderirdi
evde komşu bittiğinde annem şarkılara komşu almaya gönderirdi..."

 

sezai sarıoğlu

 

Tarih : 19  MAYIS PAZAR (2013)

Saat : 19.00

Mekan : İSTABUR&CAFE BAR

(Caferağa Mahallesi, Güneşlibahçe Sokak, No:53/A

KADIKÖY/İstanbul,  (0216) 348 36 20)

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !