Embed

BAJAR:

Altı yıl önce, şu cümlelerle başlamıştık: "Etkinliklerimizin genel başlığını Nâzım Hikmet’in bir şiirinden esinlenerek 'Bugün Pazar' koyduk. 'Bugün Pazar'ı mırıldandıkça, okudukça Nâzım’ın şahsında genelde sanatın özelde şiirin ulusötesi, sınıraşırı özgürlük vaadini birlikte anımsayalım istedik. Yerel/evrensel bağlamda, kişi başına düşen milliyetçilik-ırkçılık ve savaş miktarının giderek arttığı günlerde, sanatın, Dünyayı yorumlamanın ve değiştirmenin” olmazsa olmazı olduğunun ısrarında ve inadındayız. Sanatın-edebiyatın “artakalanıolmadığını, tersine düşlerimize, hayatlarımıza esastan ve usulden dâhil olduğunu, politikaya (!) hatırlatmak gibi bir vebalimiz var… Etkinliklerimizin özel başlığının “nehir muhabbetler” olması ise her muhabbetin nehir gibi akması muradımızdan kaynaklanıyor."

Şiir gittik şarkı-türkü geldik, soru gittik cevap, cevap gittik soru geldik; ben gittik biz, biz gittik ben geldik, sonunda nice muhabbet eyleyip geldik bugüne... Tanışmak ne yeniden tanışmak ana fikrini içeren nehir muhabbetler'de kırka yakın konuğumuz oldu... (Eşber Yağmurdereli-Yalçın Yusufoğlu, Ömer Uğur (Yönetmen), Metin Üstündağ (Mizah), Hüsnü Arkan (Ezginin Günlüğü), Oya Baydar (Yazar), Derviş Zaim (Yönetmen), Bizim Mahallenin Çocukları, Kardeş Türküler, Özcan Alper-Onur Saylak (Yönetmen, Oyuncu), Gülten Kaya, Ahmet Ümit Yyazar), Ayşegül Devecioğlu (Yazar), Sırrı Süreyya Önder (Yönetmen), Filiz Ali-Sevengül Sönmez, (Sabahattin Ali üzerine) Mıgırdiç Margosyan (Yazar), Ahmet Oktay (Şair, Eleştirmen), Şükrü Pündük-Derya Nüket Özer (Çingeneler), Üçdeniz Müzik Topluluğu, Bülent Uluer (Dev-Genç Başkanı), Ahmet Telli (Şair), Turgut Çeviker (Mizah Tarihçisi), Özcan Yurdalan (Seyyah-Fotoğraf), Fethiye Çetin-Ayşe Gül Altınay, Niyazi Kızılyürek (Akademisyen/Kıbrıs), Zeki Demirkubuz (Yönetmen), Oya Baydar-Melek Ulagay, Bizim Mahallenin Çocukları, Kardeş Türküler, Enis Rıza (Belgesel Sinema), Hemşin Çığlığı (Sarkis Seropyan , Akif Kurtuluş, Adnan Genç, İbrahim Karaca ve Vova), Şükrü Erbaş (Şair), Yüksel Aksu (Yönetmen), Cavit Murtezaoğlu-Feryal Öney (Tebriz'den Toros'a Türküler), Azad Barış (Yezdiler)....

Afişlerimiz, duyurularımız binlerce kişiye ulaştı. Bir anlamı ve sevinci örgütleyip birbiriyle ve izleyicilerle paylaşan muhabbet ehli'yle birlikte, aksamalar dışında her ayın ilk pazar günü gerçekleştirdiğimiz muhabbetlerle nicelik ve nitelik olarak anlamlı bir gelenek yarattık...

Muhabbet çekimlerinden oluşan CD'ler değerlendirilmeyi, çekilen fotoğraflar ve özel olarak tasarlanan afişler sergilenmeyi bekliyor...

Eskilerin deneyimlerini içeren "tebdili mekanda ferahlık vardır" özdeyişine uyarak muhabbeti Kadıköy'de ama yeni bir mekana taşıdık: İSTAMBUR... (Yıllardır muhabbete ev sahipliği yapan LİVANE çalışanlarına kalbi teşekkürler...)

Bu yılın ilk muhabbetine müziği Kürtçe Türkçe besteler üzerinden kurulan, müziklerini folk rock müziği" olarak tanımlayan, "özgürlükçü, muhalif evrende yer bulmaya çalışan  BAJAR ile başlıyoruz.

 BAJAR Kürtçe "şehir" anlamına geliyor... Muhabbet ehli olarak, "Pazar ola"dan el alarak BAJAR OLA, diyoruz...

************

 

MUHABBETİMİZ MERHABA'DAN İÇERİ, DEVLETTEN DIŞARIDIR

"doğrudur, devletten de hiç mi hiç anlamam

devrimin gözüne girsem yeter de artar bana.."

Kürtçede "şehir" anlamına gelen Bajar, 2009'daki ilk albümleri "Yaklaş/Nezbe" ile bizi kendilerine yaklaştırmıştı. Şimdi de ‘B’xer Hati/‘Hoş geldin" albümüyle yeni bir keyif ve keşif kapısını aralıyorlar. Bazı sözcükler insanı anlamlarıyla ele geçirir; onların Kürtçe, Türkçe rock mecralarını/maceralarını Farsça "Benden size zarar gelmez" anlamına gelen "merhaba" sözcüğüyle okuyorum. Gruptan Burak'ın bir söyleşide dillendirdiği: "'Hoş geldiniz', birine bahşettiğimiz bir misafirperverlik değil. Bir tür merhabalaşma. Herkes bu toprakların hem sahibi hem misafiri" cümlesinden el alarak söyle bir anlamlandırma yapmak mümkün: Biji'm mahallenin çocuklarından Bajar, dillerden, seslerden, aşklardan bize zarar gelmez, demekle kalmıyor, bunu ses, söz, sanatsal ve politik tavırlarıyla vadediyor.

Ece Ayhan'ın, "Mor Külhani" şiiri, arkasında büyük bir hikaye olan "abiler" üzerinden bir anlam dünyası kurar: "Şiirimiz karadır abiler", "Şiirimiz her işi yapar abiler", "Dirim kısa ölüm uzundur cehennette herhal abiler", "Şiirimiz gül kurutur abiler", "Şiirimiz erkek emzirir abiler", "Böylesi haftalık resimler görür ve bacaklanır abiler", "Şiirimiz mor külhanidir abiler", "Şiirimiz kentten içeridir abiler", "Düzayak çivit badanalı bir kent nasıl kurulur abiler?"

Bajar, asi ve aksi şiirin ve asi ve aksi rockun kötülükleri su içtiği yere kadar birlikte kovaladığından hareketle, "Sözümüz şehirden içeri" diyor... Gruptan Vedat ise,"içeri" sözlerden birini şerh ve itiraz olarak tarihe şöyle düşüyor: "Rock dünyasında inanılmaz bir ikiyüzlülük var. Bob Dylan’ı, Patti Smith’i, Bob Marley’i çok seviyorlar, John Lennon’ın savaş karşıtlığına hayranlar. Rage Against The Machine delisi hepsi. Ki RATM, Amerika’ya terörist der. Ama kendi memleketine dair ne söylüyorlar? Hiç. Aynı şeyler burada da yaşanıyor. Bob Marley sağa sola sallanabileceğin bir müzik yapmaz. Sözlerinde özgürlük mücadelesi vardır. Evet Türkiye’deki rockçılar onu çok seviyor ama kendi üzerlerinde bu insanların küçücük bir izi bile yok. (Rock) 68 döneminde yükselmiş bir müzik. O özgürlük fikri, Vietman sendromu, devletin yalan söylediği fikri hep rock müziği yükseltti. Türkiye’de Anadolu rock döneminin dışında, pek öyle muhalif bir rock olmadı."

Bajar iki albümle bize "merhaba" dedi... Biz de onlara bir muhabbetle "merhaba" diyeceğiz... Bir yandan çalıp söyleyecekler, öte yandan imkanlı muhabbet yapacağız... Muhabbetimiz, "merhaba"dan içeri devletten dışarıdır...

Sezai Sarıoğlu

ROBOSKİ İÇİN REQUİEM

"telefonun sesi sabahın sekizi/ kıyamet gelmiş uyku habersiz"

Olay gecesinin sabahı. Arayan Xalê Qadrî, Dihêli (Eruh) bir tanıdık. İşi gereği o mıntıkada mekik dokuyan seyyar bir esnaf abim. Misilmênî yani Müslümanlaşmış Ermenilerden. Vaktiyle İstanbul'daki Ermenilerin yoğun yaşadığı Şişli Kurtuluş semtinde ikamet ediyordum, orada fermuarcılık işi ile uğraşan akrabaları vesilesi ile tanışmıştım. Açtım telefonu. Sesini ta 'Ora'lardan Batı illerine duyururcasına avaz avaz bağırıyordu, sitemkardı: "... Burası kıyamet yeri. Anlatasan oradakilere. Bu seferki öyle böyle değil..."

Bajar'ın "Sî û Çar Heb/Otuz Dört Adet" requiemine bu talihsiz telefon konuşması vesile oldu. Xalê Qadrî 'yaşarken' bir vasiyet bırakmıştı. Onun ruh hali, hem bir teşhirin ifadesi hem de Kürtlerin psikolojik bir sınıra gelindiğinin habercisi idi. Bir taraftan "İşte yapılan zulümün had safhası" derken diğer taraftan "bu da yapıldıysa bu memleket insanı artık ayağa kalkar herhalde" beklentisi idi. Tabii bu tür durumlarda 'kutsal ittifak' rahiyalı haber avcılarının tavırlarını da öngörüyordu geçmiş tecrübelerinden. Biliyordu onların bu vahşeti malum yerlerden icazet almadan duyuramayacaklarını... Kürdistan'a gidenler bilirler. Oradaki halk -Batı'daki düzen gereği- gizli kapaklı dönen birçok meseleyi hayatlarının tam ortasında bütün sıcaklığı ile yaşadıkları için politik gelişmeleri an be an izlerler, dönen dolapları iyi takip ederler. Birçok gazeteciden daha iyi muhabirlik yapma meziyetine sahiptirler. İstihbarat ağları güçlüdür, kulaktan kulağa herkes gelişmelerden haberdar olur, doğal ve insani bir analiz yeteneği gelişmiştir. En önemli haber kaynakları hakikatleridir.

"Erê bira erê/ Pêncî hezarê di nav solê/ Teyrên te mezin kiribûn/ Pere birin berdan li ser Enqere yê"

Roboskî'nin bulunduğu mıntıka çok güzel ama bir o kadar da kasvetli, tedirgin bir yerdir. Bir kaç sene evvel, Hakkari'deki bir konser dönüşü oralardan geçmiştik. Irak devletinin sınır taşlarını seyrederek yol almıştık. Bizi taşıyan arabanın şoförü o taşlara 'Saddam'ın taşları' diyordu. En az beş adet kontrol noktasından geçtik. İn cin top oynuyordu. Hiç unutmam; kontrol noktalarının birinde karakolun astsubayı hangi maksatla oralara geldiğimizi sormuştu. Yanında da İstanbullu bir asker vardı. İstanbul'da yaşadığımızı, Hakkari'ye konser vermeye geldiğimizi duyunca İstanbullu askerin gözlerinde heyecanla birlikte keder belirdi. Bakışlarında adeta 'beni de alıp götürsenize, ne işim var buralarda' serzenişi hakimdi. Vietnamvari bir ruh hali. Bize oldukça sıcak davranıyordu. Derken, astsubay bu tehlikeli (!) durumu fark etti ve askeri ciddiyete davet etti. Doğru ya; her an müzisyen kisvesi altında azılı 'terörist'ler olabilirdik. Aynı askerin silah namlusu eşliğinde müzik aletlerimizi tek tek kontrol etti.

"Hê...kes ne hêt û kes ne çît/ de bila bê to rûbaro..."

Sınırın hemen dibinde mezralar ve güzel bir çay bize eşlik ediyordu. Etrafı seyre dalmıştık. Geleneklerini koruyan yerler olduğu çok belliydi. Bazı aşiretlerin köyleri, mezraları muhtemelen koruculuğu kabul ettikleri için boşaltılmamıştı. Ne yaman bir çelişkidir ki bu yüzden de Kürt kültürünün kadim gelenekleri buralarda halen bütün canlılığı ile devam ediyordu. Bu arada minübüsün şoförü bu köylerden en son seçimlerde BDP'ye bir çok oyun çıktığını söyledi.
Roboskî faciasında ölenlerin bir kısmının korucu ailelerden gelmesi ortak kaderi değiştirmiyordu. Bu yüzden ortak bir duruş sergileyerek devlete karşı tavır aldılar. Gurur ve ortak yaşam mücadelesi onları biraraya getirmişti. Üstlerinde bir kara bulut gibi gezen 'kutsal ittifak', milli duruş adına yeri geldiğinde her şeyi yapabilir, kimsenin gözünün yaşına da bakmazdı.

***
...Ve İstanbu'ldayız. Bambaşka bir iklim. Taksinin radyosunda Roboskî katliamı ile ilgili haberler dönüyor. Taksici analizini çoktan yapmış: '...e savaş var oralarda, olur böyle şeyler, askerimiz de ölmüyor mü...' Eski kovboy filmlerine benzer texasvari senaryolar aklını başından almış gibiydi: Dağlı, tekin olmayan, cahil, aralarında devlete hizmet eden korucular olsa da güvenilmez, arkadan bıçaklama potansiyeli hayli yüksek barbarlar. Sergio Leone'nin "iyi kötü çirkin" filmindeki Meksikalı düzenbaz (!) çirkin, beyaz ve dürüst (!) Amerikalıya her şeyi yapabilirdi. Peki biz neyi ne kadar biliyorduk. 'Yüksek siyaset' dilinin klişe yüklü soğuk sularında gezmenin ötesine geçmek gerekiyordu. Yitip giden gençlerin hikayelerinin peşine düşmeliydik. Fotoğraflarını bile zar zor bulduk gençlerin. İnternet ortamı dipsiz bir kuyu, yalan yanlışlar diyarı. İsimlerle fotoğrafları bile eşleştirmekte güçlük çektik. Ulaşabildiğimiz bağımsız medya ağlarından yardım istedik. Türlü eziyetlerden sonra nihayet fotoğraflarla gerçek isimleri biraraya getirmiştik... En kederli an idi: Olacaklardan habersiz fotoğraflar; mesut bakışlar, ya bi dost ortamında çekilmiş ya sevdiklerine gönderilmiş; en güzel elbiseleri ve taralı saçlarıyla...

"Wexta ku tu tê bîra min/ Keskesor e çavê min/ nav zinarên sar û tengav/ Kenê te yê revok digerim/ Wext ku tu tê bîra min/ Bi Çaya qaçax serxweşim/ Berfa spi kefenek mezin e/ Laşê te yê şewtî dipêçe"

Notalarda erken sessizlik... Gençlerin bu erken sessizliğe gömülmeden önceki halleri ne idi, kaçakçılık dışında ne yapıyorlardı, o yaşlarına rağmen ölümle dans etmenin zaruriyeti ve nice can sıkıcı soru... Bilgilerine ulaşabildiklerimizin bir kısmı öğrenciydi, üniversite sınavlarına hazırlanıyorlardı. Bir kısmının facebook sayfalarına baktık; sevgilisine şiir yazmıştı biri. Bazıları politik mesajlarla hallerine çare arıyorlardı. Ama önyargılar cenneti memleketimizde, birlikte yaşadığı halka oryantalist duygular besleyenler ölen çocukları çoktan barbarlığa mahkum etmişlerdi.

"kitêba te ya vekirî li ser masê ma/ peyvên te jê hezdikirin stuyên xwe xwar nekirin"

Derken 'erken sessizlik'i anlatan requemimizin sınırlarına ulaşmıştık artık. Melodinin sözle uyumlu olma zaruriyeti yetmiyordu artık. Şiirin düzen tanımayan anarşisine ihtiyaç vardı. Bir şair yetişmeliydi imdadımıza. Şair dostumuz Sezai Sarıoğlu aldı kalemi eline:

Kaçakçının halleri çoktur
Siyasi hal, çay hali, tütün hali, en çok da ölüm hali
Buralarda kaçak çay içmek, mayına basmadan sınırı geçip helalleşmek külliyen kaçağa girer
Hep geçilir hep aşılır
Sınır dediğin üç öğün korku beş vakit aç
Hep geçilir...

Vedat YILDIRIM

 

Tarih: 6 OCAK PAZAR (2013)

Saat : 18.00

Mekan: İSTAMBUR&CAFE BAR (Caferağa Mahallesi, Güneşlibahçe Sokak, No:53/A KADIKÖY/İstanbul, 0216) 348 36 20)

 

Bajar muhabbeetinden kısa görüntüler izlemek için

http://seyret.gen.tr/sanat/1205201.html

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !