Embed

Çocuktan Duy Muhabbeti...

Bizim mahallenin çocuklarından Kardeş Türküler'in son albümü ÇOCUK HAKLI, dinleyenleri şarkıların, türkülerin kapısından geçirmekle kalmıyor, ismin içerdiği bilgi ve mecaz dünyasıyla değişik anlam kapılarından da geçirip düşündürüyor. Dahası dinleyeni kapsam alanına çekip, yeni aklımıza, yeni kendimize taşınmaya, “çocuk” imgesiyle yeniden ilişki kurmaya da davet ediyor. Parça tesirli bir albüm bu, topuk dikeni gibi, (h)aklımızı başımızdan alıyor, alabiliyor... Bilinçaltımıza, belleğimizin çekmecelerine sakladığımız çocuğu bilinçüstüne çıkarıyor. Anılarımızı ağlatan, düşündüren haklı bir karış havada bu çocuk; cemrelere ters takla attırıp, önce tarihe, sonra coğrafyaya sonra da halkların dillerine kıssadan hisselerle düşüyor.

Aklını, şarkılarla, türkülerle, sorularla bozmuş (h)aklı başında bu çocuk şiirlerde de çatkapı yolumuzu kesiyor. Şiirin sokak, sokağın şiir çocuğu Can Yücel'in şiirlerinde sıkça rastladığımız, akıntıya yürek çeken, aklını taş'ına almış bu hınzır çocuk, “Üsküdar İskelesinde İki Lostracı Çocuğun Konuşmasından” şiirinde iki dizeyle nanik yaparak “top yuvarlaktır!” diyen çok bilmiş büyüklere yuvarlağın köşelerini gösterir: “Öyle bir gül atıcam ki size gelecek maçta / Âdem abim bilem tutamaz elleri yanar.” Hızırcevap bu çocukların tarihteki ve coğrafyadaki rolü, yalandan sürekli burnu uzayan resmi tarihin canını acıtmak, kötülerin camlarına taş atmak, halklara ezberletilen düz cevapların can'ını ve camı'nı taşlamaktır... Şair Şeref Bilsel'in, “Bilirim yazdan gelen kışa gider” diye başlayan “Kıyı” şiirindeki “yıkandığı suyu içen bizim oğlan”nın, söyledikleri ise, sokaktan gelip eve, evden gelip sokağa gitmekle kalmaz. İmgeden hızlı yayılan rivayet gibi, sorudan kovulsa cevaptan, cevaptan kovulsa sorudan hayatlarımıza sızar...

Aritmetik iyi kuşlar pekiyi” makamındaki bu çocuksu kuşlamalardan sonra, ÇOCUK HAKLI'nın bendeki çağrışımına ilişkin bir hikâye anlatmasam, çocuklar dilimi taşlar... Şair Haydar Ergülen bu hikâyeyi o kadın arkadaşından duymuş... O kadın arkadaşına ise o kızı anlatmış. Ben de o Haydar'ın yazdığı bir mecmuanın kanarında buldum, okudum... Ve nakledenin ve yazanın yalancısı olarak sizlere anlatıyorum: O küçük kız “Çocuklarla okulların çarpıştığı Eylül”de ilkokula gidiyormuş. Ben diyeyim din dersi siz deyin hayat bilgisi dersinde öğretmen “mezhep” konusunu işliyormuş. Parmak kaldıran-kaldırmayan her çocuk, “mezhep” sözcüğü üzerine kendince bir şeyler söylemiş. Hikâye bu ya; sıra bizim o kıza gelmiş... Öğretmen, “Sen ne düşünüyorsun!” diye sormuş... O kız çocuğun ağzından şarıl şarıl bir cümle sınıfın ortasına dökülüvermiş: “Benim annemin mezhebi çok geniş!..” Cevap soran o çocuk karşısında o öğretmen ne mi yapmış? Bir rivayete göre ezberi bozulmuş, cevabın altında soru kalmış, o gün bu gün düşünüp duruyormuş...

Çocuk aklı işte... Hep haklı...

------------------------------

 

Çocuktuk...

Evlerde, Cumhuriyet'e, Cumhuriyet'ten taklit almış aile modeline göre "mecburi ve meccani" büyütülürdük... Ne kadar Cumhuriyet'e, devlete ve aileye benzersek o kadar iyiydi! Devleti dövemeyip çocuklarını döven sinemasız reisicumhur babalarımız vardı... Bizi hep büyüklerimiz açıklardı. Güler geçerdik... Gül biter dense de, devletin vurduğu yerde çiçek bitmezdi. Hafız-ı Şirazi’nin “Bütün bahçeler sende toplanmış gül müsün nesin?” dediği “kokusunu savunan gül” kavmindendik. Bizi arayan gül'de ve dil'de bulurdu. Her asi çocuk büyülü bir büyümeme eylemiydi. Büyüse de devlet olmayacak, kimsenin diline basmayacaktı. Yerde dil görse öpüp önce başına, sonra da dilin yanına kendi dilini koyacaktı....

Çocuktuk...

Sezai Sarıoğlu

****************************************

“İnsanların türküleri kendilerinden güzel/ kendilerinden umutlu, kendilerinden kederli,/ daha uzun ömürle kendilerinden/ Sevdim insanlardan çok türkülerini./ İnsansız yaşayabildim türküsüz hiçbir zaman./ Kadınlarımı aldattım, türkülerini asla / Hiçbir zaman aldatmadı beni türküler de./ Türküleri anladım hangi dilde söylenirse söylensin./ Bu dünyada yiyip içtiklerimin,/ gezip tozduklarımın, görüp işittiklerimin, / dokunduklarımın, anladıklarımın/ hiçbiri, hiçbiri / bahtiyar etmedi beni türküler kadar” (Nâzım Hikmet)

 

Nehir Muhabbetler'in 5. yılının ilk konuğu, sadece türkülerinden değil, estetik ve politik duruşlarından da yakından tanıdığımız Kardeş Türküler… Hem KARDEŞ hem de TÜRKÜ olmak kolay değil... Zamansal, aşksal, devrimsel manisi olmayanları imkanlı muhabbete bekleriz.

Sezai Sarıoğlu

*****************************************

“Hanzala” dedim yüzümü ilikledim...

“Sınırlamalardan korkmuyorum ve hiç hesabını yapmıyorum. Tek korktuğum yeisin kalbime ulaşması.” (Naci el-Ali)

Kardeş Türküler'in “Çocuk Haklı” albümü, çizmeyi hapishanede öğrenen, ilk karikatürlerini mülteci kampının duvarlarına nakşeden Filistinli karikatürist Naci el-Ali’nin çizgi kahramanı Hanzala’yı da hatırlatıyor. Dilinin ve kalbinin yerini dünyalılara göstermeyi dert eden ama sırtını dönüp yüzünü gizleyerek zalimleri cezalandıran “yüzsüz!” çocuk Hanzala... On iki yaşından sonra hiç yaş almayan, Özgür Filistin’e dönünce yeniden büyümeye başlayacak, o güne kadar kimseye yüzünü göstermeyecek Hanzala... Toride doğru söyler pratikte şaşmayan sürgün çocuk.

Yalınayak, bakımsız ve kirpi saçlı “yüzsüz çocuk!”, “küskün kahraman” Hanzala daha çok izleyicidir. Ama hayat çağırdığında eyleme geçer; bazen bir taşa uzanırken bezen de taş atarken görürüz onu. Yalancılara dil çıkaran bu kıssadan hisse çocuğun hikâyesini öğrenmek, kendi hikayemizi öğrenmek, Filistin’de doğru (!) söyleyip, bu topraklardaki halklara yalan söyleyenlerle baş etmenin şartıdır.

ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger’e kızdıktan sonra elini arkasında bağlayıp çözmeyerek tarihe geçen Hanzala'nın sessizce tanıklık ettiği göç, yoksulluk ve kamp hayatı, yaratıcısı Naci el-Ali’nin de kişisel hikâyesidir. İmâları imzası olan, dünyadaki imlâ hatalarını düzeltmenin imgesi Hanzala künyesini şöyle açıklar: “Ben Hanzala… Babamın adı: Önemli değil… Annemin adı: Nakba… (Filistinliler İsrail Devleti’nin ilan edildiği 15 Mayıs 1948’i ‘Nakba’ [Büyük Felaket Günü] olarak tanımlar.) Kız kardeşimin adı: Fatıma… Ayakkabı numaram: Bilinmiyor. Çünkü ben hep yalın ayakla dolaşırım…”

Şair Kemal Özer; “Çin Seddi bittiği akşam duvarcılar nereye gittiler?” demişti. Yaratıcısı Naci el-Ali, 1987’de Londra’da Motsad tarafından öldürüldüğünde “Maskeliler” ve “göbekliler” bu asi ve aksi çocuktan kurtulduklarını zannettiler. Soru şudur; yaratıcısı öldürüldüğünde Hanzala nereye gitmiştir? O bizi “yalancılara” teslim olmaktan koruyor, zalimleri suçüstü yapmayı sürdürüyor. Yalan’ın resmi dile dahil olduğunu, devletlerin dili yalanlarla beslediğini bilerek kapsam alanını genişleterek dünya halklarının kalbinde varlığını sürdürüyor. Hanzala, Filistin için söylenen her doğru sözün (!), bu topraklarda yaşayan halklara söylenen yalan olduğunu sırtını dönerek, ellerini arkasına bağlayarak, yüzünü gizleyerek her yerde anlatıyor.

Kemal Özer’in, şiir için söylediği, “…kıyıcının, zorbanın, işgalcinin ve suskunluğun üstüne yürürken yalınayak değildir. Çıkarıp kafalarına fırlatacağı bir ayakkabısı her zaman vardır.” cümlesini muhabbete dahil edelim. Hanzala yalınayaktır; zalimlere fırlatacağı bir ayakkabısı bile yoktur! Ama bizim mahallenin çocuklarının, bütün zalimlerinin başlarına fırlatacak bir Hanzalası hep vardır...

Sezai Sarıoğlu

 

Tarih : 23 EKİM PAZAR (2011)

Saat : 18.00

Mekan : LİVANE

(Osmanağa Mahallesi, Osmancık Sokak, No: 11, Kadıköy

0216 414 40 96)

 

 

Kardeş Türküler Muhabbeti'nden görüntülere ulaşmak isteyenler için;

https://picasaweb.google.com/gyilmazster/NehirMuhabbetlerKardesTurkuler?authkey=Gv1sRgCNnPh_T52riC9gE&feat=email

İndirme Linki 1 :
http://hotfile.com/dl/134734667/3013ce6/nehir_23ekim2011-1.rar.html


İndirme Linki 2:

http://hotfile.com/dl/134750339/56ac103/nehir_23ekim2011-2.rar.html

İndirme Linki 3:

http://hotfile.com/dl/134756571/552b59d/nehir_23ekim2011-3.rar.html

 

 

 

 

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !