Embed

Hemşin Çığlığı

"Kimanak ta Hozaik!" ("Duyuyor musunuz buradayız!")

 

İnsanların sözcüklerle tanışmaları, onları nasıl  gördükleri, hayatlarına giren bu sözcüklerle nasıl bir anlam dünyası kurdukları önemlidir. İnsanlar bazı sözcükleri duyup geçtiğimiz coğrafi bir oldu/imge olarak belleklerinde sahicilikten yoksun bir bilgi olarak kodlar. Bu sözcüklerin arkasındaki tarihi, kültürü ve dili ise ancak bunu dert eden meraklıları bilir. Bu durumun zamanın ruhuna uygunluğu,  hız çağında, kelimelerle fazla oyalanmamak, arkasındaki gerçeklerle ilgilenmemek gerektiği de resmi tarihi yeniden üreten pop tarihin, medyatik algının bizleri teslim almak içim icat ettiği gerekçelerdir. "Hemşin", "Çamlıhemşin", "Hemşince", "Hemşinliler" gibi sözcükler bu egemen algıdan en çok nasibini almış sözcüklerdir. Resmi tarih ve ona yardım yataklık yapan popüler tarih, esir aldığı bu sözcükleri Doğu Karadeniz'de coğrafi bir bölge, yer adları olarak takdim eder. Bunun sonucu olarak da bu sözcükler, açığa çıkardıklarından fazlasını gizler. Ne var ki egemenlerin, bu sözcüklerin maddesini ve manasını  "hatırlatarak unutturma" politikalarına karşı mücadele sonucu  toprağa gömülen diller, kültürler zuhur ederler. Bu tarihin sahipleri esir alınan dillerini yeraltından yerüstüne çıkararak özgürleştirme sürecini örgütlerler. Tarihin sisi altında kalan her sözcük,  yeraltından çıkarılıp savatlı gümüş gibi yeniden parlatılarak tarih sahnesine çıkarılır.

 

Hemşin üzerine yazılan, Levon Haçikyan'ın, "Hemşin Gizemi/ Hamşen Ermenileri Tarihinden Sayfalar", Aliye Alt'ın, "Tarihin ve Bugünün Aynasında/ Hemşin Ermenileri", İbrahim Karaca'nın "Hemşin/ Tarih, Dil, Gelenek ve Görenekler", Uğur Biryol'un, "Kaçkarlarda Bulut Olsam" ve "Hemşinliler, Göç ve Pastacılık/Gurbet Pastası", Adnan Genç'in, "Hemşin" kitapları resmi ve medyatik bilgi kirliliğine karşı yeni bir bilgi kapıları olarak tarihe not düşmek gerek.

Hemşin imgesinin ve hakikatinin görünür kılınmasında bir ilki gerçekleştiren Vova/Hamşetsu Ğhağ

albümünden önce, albümlerindeki  “Ka Tun Mita Xendasoç” (Kız dilerim yaşamayasın) isimli Hemşince şarkıyı seslendiren  şiir ceketli Viya çocuk Kazım Koyuncu'yu unutursak tarih ve türküler çarpar.  Hemşin kültürünün ve dilinin görünür kılınmasında Vova grubunun yeri önemli. Hemşince “Kimdir?” anlamına gelen Vova, düşünmeye çağıran bir nidadır. Dinleyenlerin “Hemşinliler kimdir? Hemşince nedir, nereden gelip nereye gider” sorusunu sorup sormadıkları, eski cevaplarından şüphelenip  onlara soru olarak bakıp bakmadıklarını bilmiyoruz. Bildiğimiz, albüm adı olan "Vova"nın giderek grup adı olmasının sözcüğün, kendine yer açarak karşılık bulmasıyla da ilgili olduğu.

 

Yeni kuşağın en başarılı yönetmenlerinden Hopalı Özcan Alper'in "Momi" adlı Hemşince çekilen ilk kısa filmi, “Sonbahar” ve “Gelecek Uzun Sürer” filmlerindeki “Hemşin” duyarlılığı özellikle bilinmelidir. Dahası, Özcan Alper'in kurgusu ve anlam dünyasıyla sinemasal çıkışı sinemayı aşan siyasi-tarihi bir değerdir. Sinemadan söz edince bir başka bağlamda, Semih Kaplanoğlu'nun Çamlıhemşin'de çekilen "Bal" filmini de Hemşin muhabbetine dahil etmek gerek.

Bu yıl, nice iç ve dış zahmetle Hemşinliler tarafından İstanbul'da kurulan ve Hemşince "tohum" anlamına gelen "HADİG" derneğinden söz etmemek tarihe ve çabalara zarar.  Bu derneğin varlığı, yazı dili olmadan 500 yıldan fazla yaşayan bir dilin inkarcı ve asimilasyoncu resmi tarihe  karşı, barıştan, demokrasiden ve dillerin özgürlüğünden yana sivil direniş, olarak okunabilir. Hal böyle olunca da, bir tür çığlık olarak nitelenebilecek "Kimanak ta Hozaik! ("Duyuyor musunuz buradayız!") cümlesinin ifade ettiği tarihi ve kültürel dert daha iyi anlaşılabilir.

 

HES'lerle (Hidro Elektrik Santralleri) doğasının ve kültürünün bir başka yağmasıyla karşı karşıya olan bölgeden ve halkından söz ediyoruz. Hemşin'le ilgili tarihsel bilgiler ve Türk resmi tarihinin tezleri bir yana, şimdilerde, Hıristiyan Hemşinlilerin Karadeniz’in karşı kıyısındaki Soçi, Sohumi ve Krasnodor bölgelerine göçmek zorunda kaldıklarını, tehcir edildiklerini, ülkemizde ise Rize’nin Çamlıhemşin, Hemşin ilçeleri ile İkizdere, Çayeli ve Fındıklı'nın dağlık kesimlerinde, Hopa ve Borçka’da yaşadıklarını, bu coğrafyadaki Hemşinlilerin tarih içinde Müslümanlaştırıldıklarını, sadece Hopa-Borçka Hemşinlilerinin dillerini konuşabildiklerini hatırlatmak bu yazının dil borcu....

Beş yıllık Nehir Muhabbetler tarihinde kendi türünde ilk olacak  bu muhabbeti unutmamanız için şimdiden bir kağıda Hemşince ve Türkçe "Kimanak ta Hozaik!" ("Duyuyor musunuz buradayız!") yazarak işaret ve itiraz parmağınıza bağlamanız yeterli... NAR'cakalın...

 

Sezai Sarıoğlu

------------------------

DEVLET KAÇ TAZI TUT

halkın imlası taşarsa coğrafyadan
geçer onlar iki yağmur damlasının arasından
göstererek devlete bütün zerafetini

belki de onlarbindir

bir çarşıda kendini kaybetmek gibi bir şey olur bu
kefyede buluşanların safrana karışması gibi
gövdeye bulaşan bir bedesten gibi
orda yeşil, kandan alırken rengini
tarihin biçimine bürünür güneş

kim güvenir peki tarihe
iki kaşın arası varsa
yolunu bulmak için
ateşi savunmak yetiyorsa
avuçta gül ezip göğe fırlatmak neye yarar
tenimizi yeniden tanımlamaktan başka

hayatın diyorduk, geçen gün laf arasında
hiçbir erdemi kalmadı gözümüzden kaçıracak
tattık hepsini, imzalar attık, gazetelere ilanlar verdik
saftirik demişti muhaliflerimiz son genel kurulda bize
halbuki komedyen taklidi yapıyorduk
bozuk terazi kullandık
melankoliyle coşku arasındaki dengeyi bozmamak için
bizden artan nevroz onlara da yaradı
düzmüş oldular sonunda bütün eksiklerini

o gün birisi ateşkes demişti;
bu kadar kısa sürmese
belki de iyi bir çizgi film yapardık kardugh'lardan
araya reklam girince
ölülerimizi toplar, kaşla göz arasında gömerdik
lan yavşak!
derdik film başlayınca kaldığı yerden
değil mi ki bizi her kavşakta polisle korkuttular
oğlumuzun kirvesi de emniyet amiri olsun
insan olan sırf bu inada bağışlardı
en iyi yardımcı oyuncu ödülünü

kimse ben oynarken elime konuşmasın
biz tarihe tanıklık etmek için ifade vermeye geldik
baş başaltı müselles, kapış serbest'te sıramızı savdık
ruhumuz her ne kadar esas duruştaysa da
vicdanımız rahat
bütün geçiş noktalarında şövalye muamelesi gördük
halbuki kavalyeyiz: çünkü hiçbir yere "damsız girilmez"

hayatın bizden sakınacağı bir anlam da kalmadı nasılsa
öğrendi çocuklar kirpinin sırrını
bütün savunması üstüne işeyinceye kadarmış
demek bu kadar saldırgan olmamız boşuna değil
hem artık herkesin bir evtimsahı var
gözyaşımızla sindirim sistemimiz arasındaki
o tuhaf macerayı izlemek kolay oluyor
ne sürüngenlere hakaret ediyoruz
ne de erkekliğimize dokunuyor sulugözlerimiz
savcılar saygın bulmasa da gayretimiz var en azından
kavakların hangi yolla çiftleştiğini anlamaya
hayber kalesi içinde kaçak yapılaşmaya yok mu bir dur diyecek
var!

peki kan kalesi mukimlerine tapu dağıtmak için
törene ne gerek var
yavrucuğum, bizim üç oda bir salon evimiz
davetsiz misafirlere monitörden kim o demeye mecalimiz var
medeni cesaretimiz var: onlar burdan taşınalı çok oldu
tıkırtıya duyarlı bant kaydımız var bizim yerimize zıvanadan çıkan
hanım çabuk silahımı getir! ince, koskoca hırsızlar nasıl tırsıyor
terminalden havaya fırlatılan en büyük asker için
yeri geldiğinde bükerek sustuğumuz
vücut isterse davula gön yaptığımız bir kalbimiz:
bundan bir bumerang öyküsü çıkaracak
iyi edebiyatçılarımız var

orda şimdi

şırnak: kırbaç: şırraak !

hoh hoh hosaybin
iki üç daha fazla katliam

var

bir kulp var ayrılığa takacak

haydi şimdi hep bir ağızdan:

devlet kaç tazı tut!

AKİF KURTULUŞ

*************************************************************

 

Dilin Öne Eğilmesin

Hangi dilde ağlayacağımı bile şaşırırdım çoğu kez/ Yabancı da değil çeviri bir hayattı yaşadığım/ Anadilim başkaydı, anavatanım başka/ Ben derseniz bambaşka…” (Mehmet Yaşın/Kıbrıs)

Pazar günü yapacağımız Hemşin muhabbeti egemenlerin ve resmi tarihin bölünme paranoyasıyla gerekçelendirdiği "dil" meselesini ve "dil korkusu"nu getiriyor akla. Kavimlerin ve dillerin tarihsel oluşumlar olduğunu, dillerin devletlerden uzun sürdüğünü bilmek için dilci olmak gerekmez. Dil öyle bir anlamlar dünyasıdır ki, git git bitmez. Dünya ve Anadolu, devletlerin siyaset zoruyla öldürdüğü dillerin diller mezarlığına dönüşmüşse düşünmek gerek. Kalan dilleri yaşatmanın yolu bulunmaz ise, devletlere rağmen devletlerden kaçırılıp kurtarılan, ölü ele geçirilmeyen dillerin de zaman içinde asimilasyona dayanamayıp "eceliyle" öleceği kesin...

Hal böyle olunca, dillerine, kültürlerine kayıtlı halkların asimilasyonu reddetmelerinden doğal ne olabilir? Ne var ki dillerini konuşmak isteyenlerin dillerini taşlayan şairleri, başka dili konuşanların dillerine t cetvellerini vuranları gördükçe "dilimden" utanıyorum…Varlık nedenleri dilde yangınlar çıkarmak olan şairlerin "dil korkusu"na ne demeli? Başka dillerin önündeki tüm engellerin kaldırılmasına "Türkçe neyinize yetmiyor!" diyenler varsa ve ayıptır söylemesi bunların bazıları "sosyalist!" iseler "bir devrim nedeni daha!" demek gerekir. Her kim şair veya sosyalist ise ya da sosyalist şair ise ve dillerin özgürlüğünü savunmuyorsa, başımıza daha çok devlet yağacak demektir. Meğer insanların bilinçaltlarında ne kadar devlet ve ordu varmış da haberimiz yokmuş! Oysa şairler, sabahtan akşama dünyayı dinlerler ve bilmediği dilleri de duyarak, konuşarak yazarlar. Dilin, dillerin kalplerini kıranlar, beddualarını ve âh’larını alanlar, dillerin ocağına incir dikenler unutulmamalı. Yıllar sonra gömüldüğü yerden çıkarılan, parlatılan dillere sahip çıkmak, kavram olarak değil gerçek insan olmanın koşuludur. Dilde zorla iskân kabul edilemez. Başkalarının arsasına ev de dil de yapılamaz. Kavimler dillerinden öldürülünce dilin taşıdığı kültür de yok olur.

Türkçe'nin ezel ve ebetliğini diğer dillerin faniliğini savunarak milliyetçilik-ırkçılık yapanlara "dilin neresinden dönersen kârdır" demekten başka çare yok. Diğer dilleri Türkçe ile azarlayanların gerçekte dilsiz, olduğunu söylemeliyim. Bir insanın, bir kavmin dilini zorla söküp bir başka dil takmak, dil cinayetidir ve insanlık suçu olarak yargılanmalıdır.

Dillerin dillerle savaşlarının bittiği, dilin dili yenmediği, dilin dile devlet olamadığı, dillerin birbirlerinden harf alıp harf verdiği, anlam alıp anlam verdiği bir dünyada, insandan ve insanlıktan söz edebiliriz.

Devletlerin dillere ettiklerine inanmayanlar için ne diyebilirim ki? Dile sor en iyisi dilini kanatmadan, desem... Diline bak, dillere bak anlarsın, desem ve eklesem: Dilin öne eğilmesin, dilleriniz öne eğilmesin...

Sezai Sarıoğlu

**********************

 

HEMŞİNLİLER

 

Ülkemizde; Rize'nin Hemşin, Çamlıhemşin ilçeleri, Çayeli, Pazar, Ardeşen ve Fındıklı ilçelerinin iç kesimleri, Artvin’in Hopa ve Borçka ilçeleri ile Hopa’dan Düzce-Adapazarı civarına göçen insanların bir kısmı ve ülkemiz dışında; Rusya’nın Krasnodor ve Soçi kentleri ile Abhazya'nın Sukhumi kentlerinde yaşayan insanların bir kesimi kendilerine Hemşinli (Hamşetsi-Homşetsi) diyor. Doğu Hemşinlileri olarak ifade edilen Hopa ve Borçka Hemşinlileri (Adapazarı-Düzce Hemşinlileri dahil) ile Kuzey Hemşinlileri olarak ifade edilen Krasnodor-Soçi-Sukhumi Hemşinlileri Hemşince (Hamşesnag-Hamşestag) dedikleri Ermenice'nin bir lehçesi bir dili konuşuyorlar. Batı Hemşinlileri olarak ifade edilen Rize'nin çeşitli ilçelerindeki Hemşinliler ise içinde Ermenice kelimelerin de yer aldığı kendine özgü bir şive ile Türkçe konuşuyorlar. Doğu ve

Batı Hemşinlileri Müslüman, Kuzey Hemşinlilleri ise Hıristiyan'dırlar. Hemşin tarihinin belli bir bölümü hakkında genel bir mutabakat vardır. Hemşinliler'in ataları Amatuniler (Amad-uni) Arap baskınlarından dolayı beyleri Hamam Amatuni (Amadouni) liderliğinde bugün Ermenistan sınırları içindeki merkezi Osakan kalesi olan Ayrarat eyaletinin Aragatsotin ve Kotayk bölgelerinden göçerek Kol (Göle), Tayk (Oltu-Narman) üzerinden Çoruh nehrini geçerek bugünkü Hemşin-Çamlıhemşin bölgesine yerleşmişlerdir. Amatunilerin bu göçünün hangi tarihte gerçekleştiği ve bu tarihten öncesi hakkında tarihçiler farklı tezler savunmakta ve farklı kaynaklara başvurmaktadırlar.

Hemşinlilerin Türk kökenli bir halk olduklarını savunan Prof.Fahrettin Kirzioğlu kaynak olarak Muştaki Çangılı Kilise papazı Mamikonlu Hohannes’in kronikini ve Rene Grousset ile Movses Khorenats’iyi esas almaktadır. Buna göre;Hemşinlilerin ataları Amatuniler;  M.Ö. 250 li yıllarda Horasan’dan Hamadana gelen, sonra oradan getirilip MS 110 lu yıllarda merkezi Osaga kalesi olan Gökçegöl(Sevan gölü)-Alagez(Aragats) dağı arasina yerleştirilen, Hamadan'dan gelmiş olmaları dolayısıyla 'Amad-uniler' adiyla anılan ve MS 300’lu yıllarda Hıristiyanlığı benimseyen daha sonara da MS 626 yılında beyleri Hamam Amatuni liderliğinde Göle ve Oltu-Narman üzerinden Çoruh nehrini geçerek bugünkü Hemşin-Çamlıhemşin bölgesine yerleşen bir Türk boyudur.

Hemşinlilerin Ermeni kökenli bir halk olduklarını savunan tarihçi Levon Haçikyan Türkçeye  çevrilen Hemşin Gizemi adlı  kitabında rahip Gevond’un kronikine ve N. Adontz’a dayandırmaktadır tezini. Buna göre; Hemşinlilerin ataları Amatuniler; Vangölü-Urumiye gölü arasındaki Vaspuragan bölgesinin bugünkü Doğubayazıt-Gürbulak sınır kapısına 15 km mesafede olan Maku bölgesini de içine alan Kuzey Vaspuragan kesiminde Artaz adlı yerden, merkezi Osaga kalesi olan bugünkü Ermenistan sınırları içindeki Ayrarat eyaletinin Aragatsotin ve Kotayk bölgelerine gelmiş, oradan da MS 780 li yıllarda beyleri Hamam Amatuni liderliğinde Göle ve Oltu-Narman üzerinden çoruh nehrini geçerek bugünkü Hemşin bölgesine yerleşmişlerdir.  Amadouniler önemli bir Ermeni boyudur ve Amadouni Prensliği de önemli bir Ermeni  prensliğidir. 

Bu iki tez dışında bazı çalışmalarda Hemşinlilerin Arşaklı-Part kalıntısı bir millet olduğu tezi de ileri sürülmektedir. Hemşinliler  14. Yüzyıla kadar Hemşin’de kendi beylikleri altında Gregoryen Hıristiyan olarak yaşamışlar bir bölümü Osmanlı zamanında İslâmlaştırılmıştır. Hemşinlilerin İslâmlaşmayı reddeden bölümü önce Ordu, Samsun civarlarına, daha sonra da Karadenizin karşı kıyısına bugünkü Rusya ve Abhazya’da  bulunan Soçi-Krasnodar-Sukhumi bölgelerine göçmüşler veya tehcir edilmişlerdir. Hopa Hemşinlileri de 17-18. Yüz yıllarda Hemşin’den Hopa’ya gelmişlerdir. Hopa Hemşinlilerinin Batum tarafında kalan küçük bir kolu 1940’lı yıllarda Stanil tarafından  Kazakistan’a sürülmüşlerdir. 1990 lı yıllarda bu Hemşinlilerin bir kısmı Krasnodar civarına dönmüşlerdir.

Bu tarihsel anlatımlardan Hırıstiyan veya Müslüman olsun bugün yaşayan Hemşinlilerin tamamının 626/780’li yıllarda Hemşine yerleşen Amatunilerin torunları olduklarını kabul etsek bile (doğaldır ki tarihte de, bugün de, o coğrafyada yaşayıp Amatunilerin soyundan gelmeyenler de vardır- belki kendisini coğrafi olarak bir yerden olmak anlamında değil de komşuları Laz ve Gürcü’lerden farklı bir aidiyet anlamında Hemşinli olarak ifade edenler Amatunilerin soyundan varsayılabilir ) tıpkı bugün sorulan Hemşinliler etnik olarak Türk müdür? Ermeni midir? Veya tarihe mal olmuş başka bir halkın kalıntısı mıdır? sorusunun ataları Amatuniler için de geçerli olduğu görülmektedir. Hay Poşalar ve Hay Rumlar’da halklar, diller ve kültürler arasındaki bu tür geçişmelere birer  örnektir.

Bize göre ise önemli olan; Hemşinlilerin etnik olarak Ermeni, Türk, Part veya artık tarihe mal olmuş hangi halkın torunları olduklarından çok, bir bütün olarak, Hemşin kültürünün ve bu arada lokal olarak Hopa Hemşinlilerinin konuştuğu Hemşince'nin diğer bir çok kültür ve dille birlikte yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olması, Hırıstiyan Hemşinlilerde ise Ermenice eğitim dolayısıyla dilin kaybolma tehlikesi söz konusu olmasa da Hemşin coğrafyasından ve o coğrafyanın etkilerinden uzaklık, Ermenilerle kültürel aynılaşma ve şimdi bulundukları ülkelerin dil ve kültürlerininin etkisi dolayısıyla özgün Hemşin kültürünün yok olma tehlikesi altında olmasıdır.

Tarihte yaşanan acıları görmemezlikten gelmemek kaydıyla bırakalım tarihçiler Hemşinliler’in Türk kökenli mi Ermeni kökenli mi olduğu konusunda araştırmalarını sürdüredursunlar. Gerçek olan şu ki; belki de ta M.Ö. 250 yıllarından beri Ermeniler ve Türkler bu coğrafyada diğer halklarla da birlikte iç içe yaşamışlar, kimi zaman Türkler bir beylik olarak Ermeni Krallıklarına bağlı yaşamışlar, kimi zaman Ermeniler Türklerin egemenliğinde, kimi zaman da her ikisi de başka bir imparatorluğun egemenliğinde. Günümüz de ise; Türkiye’de yaşayan Hemşinlilerin büyük çoğunluğu Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmanın ötesinde kendilerini etnik köken olarak da Türk kabul etmekte, ama öte yandan da dilleri ve çeşitli ritüelleri ve kutlamalarıyla Ermeni kültür ve uygarlığından da izler taşımaktadırlar. Türkiye dışındaki Hemşinliler ise, Türk kültürünün ve dilinin önemli izlerini taşımakla birlikte kendilerini etnik, dini ve kültürel olarak Ermeni ulusunun bir parçası kabul ediyorlar. Sonuç olarak Amatunilerin torunları Hemşinliler için şunu diyebiliriz: Hemşinliler hem Ermeni, hem Türk ama ne sadece Ermeni ne de sadece Türktürler. Ulusların tarihsel süreç içinde değişip dönüşerek oluştuğunu varsaydığımızda belki de Türkiye’deki Hemşinlilere sadece Hemşinli (Hamşetsi) demek ne Ermenilerle ne de Türklerle aynılaştırmamak en doğrusu. Zaten Hemşinliler bu öznel durumlarıyla sanki ayrılıkların değil de birlikteliğin altını çiziyorlar ve aynı coğrafyayı paylaşan bu iki halkın iç içe geçmişliğinin günümüzdeki tipik bir örneğini oluşturuyorlar.

Hemşinlilerle ilgili bu özet yazıyı bitirirken Türkiye’deki Hemşinlilerin yakın tarihe kadar çoğunlukla tarım ve hayvancılıkla uğraştıklarını, yaylacılığın Hemşin kültürünün önemli bir parçası olduğunu, kentleşme ile birlikte özellikle Doğu Hemşinlileri'nde hayvancılığın yerini nakliyeciliğin aldığını, Batı Hemşinlileri'nde ise Osmanlı döneminden beri Rusya'nın çeşitli bölgeleriyle ilişki dolayısıyla fırıncılık ve pastacılığın yaygın olduğunu, Doğu Hemşinlileri'nde müzikte temel enstüman olarak şimşirden yapılmış altı delikli dilli kaval kullanılırken, Batı Hemşinlileri'nde tulumun ana enstrüman olduğunu, ilginçtir Doğu Hemşinlileri'nde dilin korunmasına rağmen “Hopa Hemşin” horonu dışında folklor ve kültüre ilişkin izler daha silikken, Batı Hemşinliler'de ise horon ve ezgi çeşitliliğinin ve vartevor tarzı geleneksel şenlik ve kutlamaların halen devam ettiğini, velhasılı Hemşinlilerin de ne bir eksik ne bir fazla ülkemiz ve dünyanın diğer halkları gibi yaşayıp gittiklerini ve de dilleri, kültürleri, gelenek ve görenekleri ile Hemşinli kimlikleriyle yaşamanın en doğal hakları olduğunu vurgulamak gerek.

 

Hikmet Akçiçek

 

Tarih : 18 ARALIK PAZAR (2011)

Saat : 18.00

Mekan : LİVANE

(Osmanağa Mahallesi, Osmancık Sokak, No: 11, Kadıköy/ 0216 414 40 96)

(www.nehirmuhabbetler.blogcu.com)

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !