Embed

Şair Şükrü Erbaş ile Muhabbetimiz

Şair Şükrü Erbaş:
"Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz/ Biçim veremediğimiz şeylerin/ Biçimini alıyoruz"
 

****************************************************

HAYAL SİMYACISI


“Ben, hayatı hiçbir zaman tek boyutlu düşünmedim. Nerelerden gelir bu bilgi, bilemiyorum. Erken bir bilgiydi. Hani Necatigil der ya, ‘tasaların altında gizli bir sevinç/ var mı siz ona bakın.’ Sanırım hep buna baktım ben. Dilim ve günüm zehir gibi acıyken bile kirpiklerim iyimser bir uzaklığa düştü. O kadar öfkelendim ama insandan umudu kesemedim. Bu da bir hastalıktır, kim bilir! Bu derya-deniz alçaklık içinde bu hastalığı güzel buldum. Dünyada şiir yazan birisi varsa, bir yerlerde onu okuyan bir başkası varsa, hiçbir şey bitmemiştir. Plastik, sanal bir umut, bir iyimserlik değil bu. Acının, kötülüğün ve mutsuzluğun çekirdeğini oluşturan daha iyi bir yaşama imkânının gücü ve iyimserliğidir.”
“Türküler, masallar, halk hikâyeleri, benim çağdaş edebiyata açılan kapılarımdır. Mazlumu anlamayı ve sevmeyi türkülerden öğrendim ben; şiirin çapağını ayıklamayı, ritim duygusunu, sesin önemini, imge kurmadaki cesareti, tevazuu, derdini ortaya koymadaki hesapsızlığı, içtenliği sanata dönüştüren yalınlığı, duygunun simyasını, küçük hayatlar olmadığını, kendi olabilme erdemini, sözün kusursuzluğunu, acıyı iyiliğe dönüştüren dünya sevgisini, halkın ortak bilinçaltını… Bütün bunlar kimi etkilemez? Türkünün mayasında kötülük yok ki şiire ya da bir başka şeye düşmanlık etsin; şiiri şiir olmaya zorlar olsa olsa. Benim türküm, sesi kısılmışların hançeresinden çıkar, varır çağdaş bir dünya masalına ulanır.”
“Necatigil’ce sorayım: ‘Ben’in, ‘biz’in sınırları nedir? Biz ve başkaları nerde başlar, nerde biter? Elbette yazdıklarımın tamamı ‘ben’im; kimi, neyi, söylüyor olursam olayım. Şiir, bizde can bulmuş sözdür. Başkasının yaşadığı da olsa, söylemişsek, bizim olmuştur. Kişiliğimizin açmazını almıştır; aklımızın kavrayışını, duygumuzun derinliğini ve inceliğini... Şair, başkalarında ne kadar erimişse, başkalarını o kadar kendinde eriten kişidir.”


“Ben, güçlü olmayı, her hangi bir konumda “iktidar” olmayı, kendi dışında herkese karşı yapılmış bir haksızlık, bir kötülük olarak gören, yaşayan bir insanım. Özellikle de kıstırılmış, çaresizliğe hapsedilmiş, sesi içine akmış insanlara uygulanan bir güç, kastım. Bunda, insana yakışmayan bir küçüklük görürüm. Bu güçten utanırım. Adalet duygusunu yitirmiş bir dünyada, yenikliğin bir erdem olduğunu düşünürüm. Gürültünün inceliği barındırmayacağına ve başkasını sevemeyeceğine inanırım. Haklı bir yenik olmayı, insanın onurlu yaşaması adına, özsaygısını yitirmemesi adına, iyi olabilmek adına çok değerli bir olanak olarak görürüm. Özgürlüğü, kendi dışında herkesin özgürlüğüne eşitlemiş bir insan için, sanırım kala kala bir beşinci mevsime inanmak kalıyor. Öyle bir mevsim yok; belki hiç olmayacak; olsun, ben bir hayal simyacısı olmayı sürdüreceğim.”
 
Şükrü Erbaş
(Eşik Burcu)

***************************************************************

BİZ NEDEN BAŞKALARINI SEVEMİYORUZ?

Gümüşün ustalarını bitirdik
Ahşap konakların oymalı dolapların
Üzümün camın kesme taşın ustalarını...
Akik kehribar yakut ve lal
İşleyip incecik dünyayı parmaklarıyla
Hantal düzlüğümüze köpük köpük
Pencereler açan ustalarını
Işığın, sevginin ve iyiliğin
Bitirdik bir bir hünerleriyle boğarak...

Uçurumların türküsünde şimdi sıra
Dorukların karında, çimenlerin sütünde...
Fırat'ı yasaklayıp Dicle'yi susturarak
Tütün peynir yün ve pirinci
Gömerek ağır toplarla toprağa;
Kıl cecim savatlı düş rüzgârlı poşu
Bin yıldır kendi yurdunda konuk
Bin yıldır göçer iki zulüm arasında
Akıl almaz bir yaşama ustası
Koca bir halkta şimdi sıra...

Narcissusun aynasında yalnız kendi suretimiz
Biz neden başkalarını sevemiyoruz?..

Şükrü Erbaş

****************************************************************

Aynı Yürek Lekesi
Babam gelirdi ve akşam olurdu.
Bahçedeki akasya ağacı günboyu biriktirdiği kuşları
birer hayal topu olarak uzatırdı yatağımıza.

Siyah-beyaz bir fotoğraf gibi gelirdi babam.
Kamyonlar hep geceleri, hep uzaklara giderdi.
Ben o zamanlar bütün babaları susar sanırdım.
Yalnızca gaz lambasıyla konuşan bir diş gıcırtısıydı babam.
Kapılar titreyerek açılır, titreyerek kapanırdı.
Tanrıyı ve uzun konuşanları sevmezdi hiç.

Babamdan yapılmış bir korkuydu dünya.
Ben o zamanlar yalnızlığı gece sanırdım.
Ne kadar susarsa o kadar terlerdi.
Boncuk bocuk döktüğü ter, hep uzağından geçen kadınların
içinde göveren gözleri miydi?

Babam en çok kışa yakışırdı.
Bütün oyunlarımız başkalarının evlerine bir güzellemeydi.
Annem babamın günahları için bir namaz yumağı hâlâ.

Ey penceresi dışarıya açık, içeriye kapalı evler...
Babam neden yalnızca içince güzeldi.
Şimdi beş ayrı evde aynı yürek lekesi
süt kokularına yayılıp duruyor
Babam on altı yıldır ölüme saçmalığını anlatıyor


Şükrü Erbaş

***********************************************

"İÇİMDE BİR İYİLİK KIRINTISI VARSA TÜRKÜLERİN SAYESİNDE VARDIR"

"Türküler, masallar, halk hikâyeleri, benim çağdaş edebiyata açılan kapılarımdır. Mazlumu anlamayı ve sevmeyi türkülerden öğrendim ben; şiirin çapağını ayıklamayı, ritim duygusunu, sesin önemini, imge kurmadaki cesareti, tevazuyu, derdini ortaya dökmekteki hesapsızlığı, içtenliği sanata dönüştüren yalınlığı, duygunun simyasını, küçük hayatlar olmadığını, kendi olabilme erdemini, sözün kusursuzluğunu, acıyı iyiliğe dönüştüren dünya sevgisini, halkın ortak bilinçaltını... Bütün bunlar kimi etkilemez? Türkünün mayasında kötülük yok ki şiire ya da bir başka şeye kötülük etsin; şiiri şiir olmaya zorlar olsa olsa. Benim türküm, sesi kısılmışların hançeresinden çıkar, varır çağdaş bir dünya masalına ulanır..."

"BENİ ÇOK ERKEN BÜYÜTTÜ TÜRKÜLER"

ŞÜKRÜ ERBAŞ

 

Tarih : 8 OCAK PAZAR (2012)
Saat : 18.00
Mekan : LİVANE
(Osmanağa Mahallesi, Osmancık Sokak, No: 11, Kadıköy/ 0216 414 40 96)
www.nehirmuhabbetler.blogcu.com





 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !