Embed

Tebriz'den Toros'a Türküler

 "bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam…” Nesîmi

 

Şiirler gibi türküler de manalı bir tanışmadır... Türkü ile tanışmak, bir türküyü çalmanın ve söylemenin ötesinde o türkünün anlam dünyasıyla hemhal olmak. Bir türkü bizi ses ve anlam kapısından geçirerek, bir yerden bir yere taşır. Bazen içimizden dışımız kaçar, taşarız. Bazen de o türkü bizi dışımızdan içimize kaçırıp, küllerimizi eşeletir.

 

Türkü mânâlı tanışmadır, dedik... Burada tanışmadan kasıt; türkü ehlinin türküyle ve türkü üzerinden kendisiyle tanışarak yeni kendine taşınmasıdır. Dinleyenin, hem türküyü seslendirenin sesiyle, yorumuyla tanışması hem de, o türkü ve yorumlayan üzerinden kendisiyle yeniden tanışması, diyalektik bir çevrimdir. Bgst'nin organize ettiği, “Tebriz’den Toros’a” projesi benim muhayyilemde bir tanışma çağrısı ve pratiği olarak şekilleniyor. Onların, eski zamanlarda "yeni kapılar açmak" muradında olanları yeniden yürürlüğe sokarak "alternatif bir yol çiziyor" olmaları, kimyamızı değiştiriyorsa, türküler tarafından ele geçirilmekten güzel ve manalı ne olabilir...

 

Onlar bu tanışmayı şöyle hülasa ediyorlar: “'Tebriz’den Toros’a' projesi, zaman ve mekândan yola çıkarak, Tebriz’den Toroslar’a doğru bu coğrafyanın düşünürlerinin izini sürüyor. Şems’ten Mevlâna’ya, Nesîmi’den Fuzûli’ye, Şah Hataî’den, Yunus Emre’ye, Pîr Sultan’dan Çekiç Ali’ye, Balım Sultan’dan Ali Ekber Çiçek’e, Neşet Ertaş’tan Aşık Mahzunî’ye uzanan projede, bu coğrafyanın güçlü ezgilerini dinlerken, bu ezgilerin hangi düşünsel iklimden beslendiğini de görmek mümkün oluyor. Proje, adını Tebriz’den ve Toros Dağları’ndan alıyor. Eskiden Tebriz şehri Tavrij, Tavros ve Tovros olarak da anılıyordu. Tebriz ile Toros Dağları, eski, değerli bir medeniyeti kapsayıp içine alan parantezler olarak da düşünülebilir. Bölgelerin dil ve tarzlarında farklılıklar olsa da, konserde göreceğiniz gibi, ritüel müziklerinde hakikatin dili ve rengi değişmiyor. 'Tebriz’den Toros’a' projesi, bu coğrafyanın güçlü edebi, müzikal geleneklerinin izini sürerken, yaşadıkları çağlarda 'yeni kapılar açmak' peşinde olan değerli isimleri tekrar gündeme getirerek, kendine alternatif bir yol çiziyor."

 

Bu ses ve anlam çoğaltan yolculuk projesi, ses davuluna binen şamanlar gibi, bizi türkülerin anlam dünyasına bindirip yolculuklara çıkarıyorsa, çoğalıyoruz demektir... Çölde kaybolan bedeviler ezberlerindeki şiirlerle yollarını bulurlarmış. Eski bir türkü heveskarı olarak bana sorarsanız, Cavit ile Feryal, söyledikleri kıymetli ve kadim türkülerle, kaybettiğimiz yolumuzu bulmamıza yardım yataklık yapıyor. Türküleri üstüne-başına seslerine ve edalarına yakıştırma bilgeliğini taşımanın esrikliği. Özellikle "barutun havladığı" rüzgarın nereden eseceğini bilemediği Ortadoğu'da, şiirlerden, şarkılardan ve türkülerden başka güvenilecek dost yok... O günkü imkanlı muhabbette, bizi türkülerin suçsuzluğu ile buluşturacakları için onların dillendirdikleri türkülerin ellerine şiir dökmek muradında, merakında ve hevesindeyiz... Şimdiden duyuyorum, Tebriz'in iççekişi, Toroslar'ın karlarını eritiyor...

 

Sezai Sarıoğlu

*****************

HER MUHABBET BİR TANIŞMADIR...

 "bu çocuk kime çekmiş, diye sorar komşular/ benden duymuş olun, çekmişse kendine çeker"

 

Her imkanlı muhabbet, bilgilerimizin, duygularımızın yeniden tanışmasıdır. Cevaplarımızın ve sorularımızın karşılaşıp tanışması... Türküler, şiirler, kavramlar ve mecazlar yardım-yataklık eder bu tanışmalara. Bu pazar, türküleri dillerine, üstlerine başlarına yakıştıran iki arkadaşımızla söz söze geleceğiz. Onlar muhabbetin ellerine türküler dökecek. İki türkü arasında yeni anlamlarla tanıştıracak muhabbet ehlini. Böylece, türkülerin keyfini sürüp keşfini yaşarken, kâh içimizden dışımıza, kâh dışımızdan içimize kaçarak yeni sorular ve cevaplar edineceğiz. Bazı cevaplarımızdan, bilgilerimizden "şüphelenip", kendini yetimöksüz hisseden bazı sorularımızın gönlünü alacağız. Benim muradım da onların türkülerinin ellerine damıtılmış cümleler ve şiirler dökmek. Her muhabbet bir tanışmadır, dedik...Göz ve gönül ucuyla hüsnü kalp ile okuyarak tanışmaya başlayalım:

 

 "Çocukluğumdan Tebriz'de babamla ceme gittiğimiz hatırlıyorum. Daha gözümün yeni açıldığı zamanlarda, babam cem sahibi olduğu için birlikte ceme giderdik. Ben orada otururken lokma paylaşmayı, cemin hizmetleriyle, ceme gelenleri izlemekle gözüm açıldı; kelamları duyarak da kulağım açıldı. Bizde deyişlere kelam derler. Kutsal kelamlarla dolmuş kulaklarımız. Bir olayı çok iyi hatırlıyorum: Bir gün cemde dedenin yanına oturmuştum. Dede, bir can kelam söylesin dedi. Bizde; 'siz buyurun, hayır efendim siz buyurun' adeti vardır, bazen çok da uzar. Bizde çocukların cemde, halkada oturması bile çok zordur. Nerede kalmış kalkıp kelam söylemek. Birden içimden geldi, 'Evvel ahir yar / Havendigar aziz' dedim başladım, heyecanlanıp gözlerimi kapattım, başladım Bayrek Kuşçuoğlu'ndan bir kelam söylemeye. Sanki cemde hiç ses yok. Okuyup bitirdim, ama okurken sona doğru hissetim ki herkes ağlıyor. Ben bitirdikten sonra cemdeki herkes teşekkür etti. İlk kez çocuklardan biri cemde kelam söylemiş. Ondan sonra her hafta, 'Cavit söylesin' dendi, sanki zakir gibi. O günden sonra çocukların cemde kelam söylememesi kuralı kalktı. Niye çocuklar da söylemesin? Çocuğa da bir trans hali (hal) gelebilir. Bu olaydan sonra gençler bizim ceme akın ettiler. Cem bitip, insanlar ayrıldıktan sonra ikinci bir cem kurmaya başladık. İnsanlar benim için 'hal ehlidir' demeye başladı. Bizde, 'kim hal ehlidir, hal yapacaktır, o kalsın!' denir. Bir baktık ki bir cemden sonra ikinci cemi de yapmaya başlıyoruz. Yaşlı insanlar var. Kelam yazmışlar, ama saklıyorlar. Eskiden, şimdiki gibi kitaplar yoktu. Herkes, yirmi dört ulu erenlerden bir kelam biliyordu. Sultan Sahak?dan biliyordu; Han Elmas?tan biliyordu. Ezberlemişler, ağızdan ağıza, elden ele aktarılagelmişti. Cemden sonra yaşlıları evlerine götürmek bana düşerdi. Evlerine girdikçe onlardan yavaş yavaş güvenini kazandım, bilgilendim. O yolla bizde nasıl bir yazı kültürü olduğunu öğrendim. Söz kültürümüz gibi bir yazı kültürümüz olduğunu öğrendim. Yaşlıların ezberden söylediklerini yazmak ve eski günleri güncele aktarmak gerektiğini anladım. Sizin cemlerinizde kelamları söyleyen bizdeki zakirler gibi özel birileri mi vardı? O zamanlar özel birileri olurdu, kimse kalkıp da, kendiliğinden kelam söyleyemezdi. Tambur çalan biri olurdu. Tabii bir uzmanlık vardı. 'Kimin aşkı varsa, kelam söylesin' derlerdi. İhtiyarlarımız, pirler, dedeler söylerdi. Gençlere sıra gelmezdi ki, nerede kalsın çocukların söylemesi. Ben bunu başlatınca gençlerimize ruh geldi, artık Tebriz'de onlar da söylemeye başladılar. Fakirlere yardım sandıkları kurduk. Ceme her gelen her ay bu sandıklara bir katkı yapardı. Ehli Haklar'dan parası olmayan kim düğün yapıyorsa, onları çağırıp, soruyorduk, 'Sana para lazım, değil mi?' Bunu da ilk kez ben başlattım. İlk defa böyle bir faaliyette bulunduk." (Cavit Murtezaoğlu)

 

Sezai Sarıoğlu

*****************************

 

"LÂ MEKANDA CİHANA SIĞMAZAM..."

Cavit Murtezaoğlu, (...) baskılar nedeniyle 2004’te İran’ı terk etmek zorunda kalmış. Türkiye’ye yerleşen Murtezaoğlu, sahip olduğu müzikal deneyimlerini Türkiye’deki birçok sanatçıya aktarıyor. Kardeş Türküler, Grup Yorum, Grup Munzur, Aynur Doğan, Yasemin Göksu, Cahit Berkay başta olmak üzere liste uzayıp gidiyor. Şimdiye kadar dört albüme imza atan Murtezaoğlu’nun kullandığı diller arasında Türkçe, Farsça, Kürtçe’nin Goranca lehçesi ve Azerice bulunuyor. Bir süredir Kardeş Türküler’den Feryal ile yürüttükleri Tebriz’den Toros’a projesi kapsamında verecekleri konser için Murtezaoğlu ile görüştük. Proje kapsamında batını nefesleri okuduklarını ifade eden Murtezaoğlu, zaman ve mekandan yola çıkarak, bu coğrafyanın düşünürlerinin izini saz ve sözleri ile sürdüklerini belirtiyor. Farklı alanlarda da çalışmalar yürüten Murtezaoğlu, 600 seneden sonra ilk defa Goranice’den eski Batıni şiirleri Türkçe’ye tercüme ettiğini ifade ediyor.

Kardeş Türküler’le yürüttüğünüz ‘Tebriz’den Toros'a’" projesi nasıl ortaya çıktı, ne aşamada?
Kardeş Türküler ile yedi-sekiz senedir birlikte çalışıyoruz. Çalıştığımız dönemlerde birlikte sahne almak için çok istek vardı. Bir gün Kardeş Türküler’den Feryal ile sohbetimizde bir şeyler yapma fikri ortaya çıktı. Batıni nefesler üzerine bir şeyler yapmayı önerdim. Kabul etti. Sonra projeyi geliştirmek dört-beş ay sürdü. Projenin ismini "Tebriz’den Toroslara yaptık. Şems ile Mevlana’nın aşkından başladık, daha sonra Goran bölgesinde Sultan Sahek’e kadar giden bir yolculuk yaptık. Yine Azerbaycan bölgesinde Şah Feyzullah Naimi, Nesimi vb. gibi önemli kişileri esas aldık. Projede Farsça, İstanbul Türkçesi, Azeri Türkçesi, Kürtçe’nin Goranice lehçesini kullanıyoruz. Pir İsmail Kohlani’nin deyişleriyle Goranice çok güzel bir mesaj verdik. Zaman ve mekandan yola çıkarak, bu coğrafyanın düşünürlerinin izini saz ve sözleri ile sürdük. Projeyi çok yakın bir zamanda albüme dönüştüreceğiz.

"Aşk göklerinde uçmam lazım"

İran’da Ehli Hak müziğini yapanlar ne gibi zorluklarla karşılaşıyor?
- İran’da 10-12 milyona yakın Batıni insan var. Maalesef seneler boyu çok tanınmadılar. Ama son yıllarda bu biraz değişti. Şimdi ‘evet biz varız’ diyorlar. Hani Kızılderililer duman yakarlar ya, bizim müzikte öyle bir şey. O dumanı yakmak gibi bir niyetim var. Halka halka çıktığı zaman dumanlar, bu ‘biz varız biz varız’ anlamına geliyor. Seneler boyu zulüme maruz kaldık. Batıniler, her zaman zulüme karşı durdular. Asimile olmuş hali bile zorbalar için tehlikedir. Şimdi daha çok baskı altındalar. Düşünün ki, bu dönemde bir müzisyen olarak bıyıklarım yüzünden Devrim Mahkemesi tarafından tutuklandım. Daha sonra halk tepki gösterdi, normal mahkemede beraat ettim. Ehli Hak olduğum için de yargılandım. Bir kırmızı çizgi var, ‘onu geçmeyeceksin’ diyorlar. Ama ben sanatçıyım. Ben doğalım, benim aşk göklerinde uçmam lazım. İlham getirmem lazım insanlara. Halkımla paylaşmam lazım.

Ehli Hak ve Kızılbaş -Alevi inancı arasında müzikal anlamda da benzerlik sözkonusu mu?
- İran Ehl-i Hakları ve batıni müziğinin kendisine ait özel makamları var. Mesela Türkiye’de icra olmayan hümayun makamı bizde çok. Ehli Haklar çok ezildiği için bunu tercih etmişler. Hümayun makamı, çok ezik ve hüzünlü bir makamdır. Bunun gibi başka makamlar da çok kullanılır. Tembura ait bazı aralıklar var ki, Türkiye’de yok. Bunları müziğe dahil ettiğin zaman daha verimli ürünler ortaya çıkıyor. Buradaki zikirlerin hepsi şarkı gibi, Abc üzerine kurulmuş. Ama İran’da hâlâ eskiliğini koruyor. İran’daki cemler önce çok basit bir doğaçlama ile açılıyor. Sonra bu doğaçlama sazla ve tembur ile birleşiyor. Temburla birleştiği zaman yavaş yavaş ritmik makamlar ortaya çıkıyor. Ritim hızlandıkça melodiler daha tizleşiyor ve zirveye ulaşınca birden her şey duruyor. Semah halinde olmak gibi. Tam buhar olduğun zaman müzik sakinleşiyor. Sanki ruh gitmiş bazı katlara yeniden talepte bulunup kalıba dönmek istiyor. Bir de bazı değerlerin kaybolması söz konusu. Bu kaybolma sadece Alevi, zikir, tasavvuf camiasında değil, bu bölgenin müziğinde de var. Doğaçlamanın yaygın olması lazım. Çünkü o an ruh maddi dünyanın koşullarından, zincirlerinden, yasaklarından, sınırlarından kurtuluyor ve serbest bölgeye doğru gidiyor. Bu serbest bölgeden bir şeyler koparıp, dönüp melodiye döküyor ve insanlara veriyor. Yalnız müzik kalıplarından değil ruhani gelişmenin kaybolmuş olmasından bahsediyorum.

Dört albüm çıkardınız? Yeni albümünüzde de İran’daki Ehli Hakların ezgilerini taşıyacaksınız.
- Ben ilk albümden dördüncü albüme kadar ‘bu hayata maddi yaşam için gelmedim’ mesajını vermek istedim. Ben şöhret için şarkı söylemiyorum, para için asla. Öncelikle sanatta kendimi geliştirmek, yaratmak istiyorum. Sanat yaratıcılıktır. Önce kendi ilhamımı geliştirmek için çalışıyorum. Bu araştırma ve çalışmalar içinde olan bir şeyleri de halka aktarıyorum. Yeni albümde Ehl-i Hak ezgilerine yer vereceğiz. Bayrek Kuşçuoğlu deyişlerinden on tane beste yapmışım. Bu deyişlerde çok değişik felsefelerden bahsediliyor. Ayrıca Goranice’den tercümelerim var, kitap olarak çıkacak. O da 600 seneden sonra ilk defa gün yüzüne çıkacak. Eski batıni şiirler Türkçe’ye tercüme ettim.

TRT’ye ‘Tebriz'den Toros'a’ adlı program da yapıyordunuz? Program neden son buldu?
- Valla girişte her şey çok güzeldi. 13 program yaptık. Batınilik mevzusunda konuşma imkanına kavuştuk, zamanda saklanan bazı şeylerin yüzeye çıkması lazımdı. Sen bir hareketi, felsefeyi ne kadar saklayabilirsin ki... Programdan hoşnut olmadıklarına ilişkin ilk sinyalleri daha 3. programın tekrarı yayınlanmayarak verildi. Ardından 8. program kaldırıldı. Türkiye çok kültürlü, çok akımlı bir yer olduğu için çok gardlar var. Birinden geçiyorsun diğerine yakalanıyorsun. Size ilginç gelebilir, ben doğal buldum. Bu kültürün sürmesi için yazmak çizmek önemli. Bir şeyleri üretmek önemli. Arkalarda, küçük odalarda kalıp ‘hakkımı yediler’ diye itiraz edecek değilim.

"Hiçbir yaratılışa sığmazam"

Nesimi, Hallac, Enel Hak dedikleri için öldürüldüler. Bugün siz de bu geleneğin devamcısı olarak mı şarkılarınızda ‘Enel Hak’ diyorsunuz...
- Evet. Allah insanın içinde olabilir. Bakara süresinde de tanrı kendi ruhundan üfürür Adem’in içine. Peki Tanrı’da tanrılıktan başka ne var ki benim içime üfürsün. Adem’e kendi ruhundan üfürdüğü için melekler secde ediyor ona. Burada ince detaylar var, bunu bilmedikleri için o zaman yasaklandı. Bugün de bazı yerlerde okuyorum, insanlar şaşırıyor. Hak nedir, önce ona bakalım. Hakkı tanıdıktan sonra sen de En-el Hak dersin. Burada bir şeyi tanımadan saldırma durumu var. O da insanların cehaletinden dolayıdır. İnsan öyle yobazlaşıyor ki, kafası almıyor. Şarkılarımda Enel Hak sözünü kullanmasam dahi, sözün bir yanı oraya gidiyor. Çünkü tüm dünya hakikatin peşinde. Kimi kendini hak sanıyor, hükmetmek istiyor. Ben Enel Hak felsefesini anlatan bir şarkıda söylüyorum: "Gövheri la mekan benem, gönlü mekana sığmazam/ Sığmazam, sığmazam En El Hak/ Yüce yaratıcının en değerli varlığıyam/ Hiç bir yaratılışa sığmazam/Sığmazam, sığmazam En El Hak/ Yeryüzü gökyüzü “Ol” emri/ ve bütün her şey bende bulunduğu için/ Kes sesini uzatma, sus!/ Çünkü benim gerçeğim sözlerle açıklanamaz" (Röportaj: Önder Elaldı)

 

***********************************

"ŞEMS BİZDE ÖNEMLİDİR. O'NUN SÖZLERİ EZBERE BİLİNİR..."

Cavit Mürtezaoğlu: Tebrizliyim. Ateşbey (Şah İsmail torunlarından; Ateşbeyliyiz) Ateşbey Şah İsmail?den sonra zuhur eden Ali?nin donundandır.

H.H.: Türkiye Aleviliğini öğrendiniz. Bize biraz karşılaştırma yapar mısınız?
C.M.: Pirlerimizden Pir İsmail Köhlami: "Ben Hacı Bektaş'ım, O da bendir" biçiminde ifade etmiştir. Biz Hacı Bektaş'ın yanındaki dervişleri, babaları melek olarak değerlendiririz (yukarıda adını verdiğimiz yedi melek). İran'da Ahmet Yesevi'yi o kadar tanımıyorlar. Aydınlar biraz bilirler, Pir olarak bilirler. Ancak Alevi değil. İran Aleviliği açısından silsile olarak bir yere bağlanmaz ve pek yetkili değildir. İran Alevi toplulukların da Alevizm ile tasavvuf çok iç içedir. Vahdet-i vücud ortak duruşumuzdur. "Nefehtu fihe min ruhi"; "ben kendi ruhumdan üfürdüm Adem'e" biçiminde geçer. Orada bir anlamda tasavvufi anlamda vucudcularla mevcudcular bir aradalar. Dört Kapı Kırk Makam sistemini benimseyenler (Tarikatları da Alevi sayarız, Mevleviler vb.) birbirlerine aşırı derecede düşkündürler. Mevlevi törenlerine katılırız. Bizde Şeriattan çıkanlara Alevi deriz. Şeriatı katedip de geçenlere, yani Tarikat'a yükselenler. İran'daki Ehli Haklar Şii, Elyullahi, Kızılbaş, Göran ve artık Alevi (Hakkımızdaki kitaplar son zamanlarda daha çok bu adla yazılmaktadır.) olarak adlandırılmaktadır. Bizde kendimize Alevi diyoruz.

H.H.: Alevi olmak için ne yapılır?
C.M.: Alevi olmak için yola başvurmak yeterlidir. Pir'e başvuranlar Alevi olabilir. Musahiplik var. Musahiplik çok zordur. Çocukları evlenemez. Birbirleri için kötü söz söyleyemezler.

H.H.: İran'da Alevilerin kutsal günleri, belirli zamanları ve törenleri var mı?
C.M: Kirmanşah şehrinde Baba Yadigar'da pir döver yapılır. Tören yapılır. Cemler, lokmalar dağıtılır. Herkes bunu bilir. Gerreban (Kirmanşah yolunda) Pir-Padişah (Postnişin) ve pirleri de orada bulunmaktadır. Hacıbektaş törenlerine benzer içerikte bir etkinliktir. Bizde her gün kutsaldır. Kutsal olmayan an yoktur Hak için. Şah bayramı, Şah'ın bizim içimizde de yeniden dirilmesidir (sembolik) yapılır. Bir hafta cem yapılır, zikr olur, kurbanlar kesilir. İhsan'la Hak'ın kavuşma bayramıdır. İmam Hüseyin'e Yası Tutmayız

H.H.: Muharremde neler yaparsınız?
C:M.:Alevilik İran'da da Şiiliğin etkisindedir. Ancak Aleviler bir yandan da takiye yaparlar. Böyle olunca da İmam Hüseyin'e ezadarlık ve matem uygulamaları devam ediyor. İmam Hüseyin'e yas tutulmaz bizde. İran Alevileri Türkiye'deki Alevileri "geçit yolu"nda (Tarikat) sanıyorlar. Sizin bu yöndeki uygulamalarınız (takiye) nedeniyle Tarikat aşamasında olduğunuzu düşünüyorlar. İran?a döndüğümde Türkiye Alevilerinin Cemevleri olduğunu söylemiştim, şaşırdılar. Alevilerdeki bu tarihsel ve coğrafik kopukluğun olmasının nedeni, ülkeler arasında çizilen sınırların yarattığı bir durum. Günün birinde bir araya geleceğiz ve aynı toplum olduğumuzu göreceğiz. Bizim ayrı ve birbirinden kopuk olmamız biraz şöyle bir şey; Karıncaları seyrediyordum bir gün. İki parmağımla toprakta bir yol çizdim, karıncalar birbirinden ayrıldı ve yolları kayboldu. Birbirlerini kaybettiler. Sonra biri bir yönden diğerlerini gördü ve diğerleri de oraya yöneldiler. Bizde bu hale getirildik. Biraraya gelmek durumundayız. Alevilik bir bedendir yarısı o tarafta, yarısı bu tarafta. İran'da Alevilerin değerli el yazmaları ve kitapları var. İran deyince Türkiye'deki Aleviler Şiileri görmemeliler. İran'da 30 milyon Türk, 4-5 milyon Kürt Alevi, 12 milyon Hak Yolu'nu (Aleviliği) sürdüren bulunmaktadır.

H.H.: Alevi kadınların durumu nedir?
C.M.: İran'da "mum söndü" iftirası ve baskısı yüzünden kadınlar Cem'e giremiyor. Cemlerde içki içilmez oldu. İçkiye bakış açısı iki türlüdür. Bu İslam?ın egemenliğinden oldu. Alevilikte içki var diyenler de var, yok diyenler de. Yok diyenler; Aleviler o kadar temiz ki kullanmazlar. Var diyenler ise; Aleviler çok temizdir, içki bir Alevi'yi etkilemez. İçkide kötülük yoktur. Kötülük insanda vardır. Benim felsefemde, -ben içmem ancak şunu düşünürüm-; bir bıçakla elma soyup bir çocuğa da verebilirsin, adam da öldürebilirsin. İçkinin etkileri ve insanın içki içmesi de bu durumu kapsar. Şiilikte getirip içkiyi mazeret olarak koymuşlar. Bu bizim yaşamımızı da, ritüellerimizi de etkiliyor.

H.H.: İran Alevilerinde Cemde Kuran'ın yeri var mıdır?
C.M.: Kuran'ın beyazını (sefideha) okuyoruz. Cemde Kuran olmaz.

H.H.: Cemlerinizi hangi dilde yapıyorsunuz?
C.M.: Cemde Kürtçe Türkçe'dir dil. En büyük Alevi gruplarını Kürtler ve Türkler oluşturur. Hiçbir Cemde Kürt veya Türk denmez. Ortak gireriz; "Bir ya Ali" deriz. Bu hepimizin Alevi olduğuna yeterli işarettir. Ayrıca İran'da dinsel anlamda ayrım olur, ırksal anlamda değil.

H.H.: Ne tür Cemler var İran'da
C.M.: Yediler Cemi, Kırklar Cemi ve dedenin adıyla görülen cemler vardır. Bu cemlerin içerikleri ne kadar benzer bilmiyorum ama amaç aynı cemlerimizde. Bizde onbir "ulu soy" vardır. Her birinin dergahı da yaşar. Bunların üçü İmamlara bağlanır (Haşimilere), diğerleri Sultan Şahak'a bağlıdırlar. "Don ba don" (don değiştirmek) Ali'nin birisinin suretinde geleceği inancı. Bu şu anlama da gelir; donun, soyun Araplarla sürmediği. Dedelerin bazıları kendilerini şecere olarak Ehl-i Beyt'e bağlarlar. Bazıları da Sultan Sahak'a bağlarlar. Biri Padişah olarak görülürse O'nun oğulları dede olarak görülmeye başlanır. Dedelik yok. (Pirler; ilim veraseti) Dedelik, soy bağlılar ancak paralel çalışırlar. Ayrıca buradan farklı olarak dedeler cemde başlarını örterler (şapka, takke), bir de kuşak (kemerbest) bağlarlar.

H.H: Bu Pirler arasında kadın var mı?
C.M.: Sultan'ın onbir pirlerinden biri kadındır. Rezbar (Fatma Ana) rolündedir; yükü sırlı (hamile) doğurganlığı olan, herşeyin zeminidir. Ancak Cemlere kadınlar katılamıyorlar, İrandaki baskılardan dolayı. Bizde kadın bunun dışında da önemlidir. Kız verilmez yadlara (Şiilere). Kızı gelip tabi, Alevi olursa (pir izin verirse) olur. Kız verirken titiz davranırız.

H.H.: Kültürel ve inançsal göstergeleriniz nelerdir?
C.M.: Zülfikar değerlidir, önemlidir. Bizde en büyük nişan bıyıktır. Bizde bıyığın değeri önemlidir. Bıyık kesilmez. Ben Bakü'de öğrenciyken bıyıklı insanlar gördüm. Onlara sordum, "siz Alevi misiniz" diye, şaşırdılar. Ancak tanıştık, çeşitli referanslar verdim ve anlaştık. 70 yıldır cem yapmamışlar Bakü'de. Cem yapmak için sözleştik ve ilk cemi korkuyla yaptık (1993'te) Karabağ'dan kaçan Aleviler bunlar. 95 hafta, her hafta cem yaptık. Sonra yerimize sığılmaz oldu ve onlar şimdi Bakü Cemevini kurdular.

H.H.: Sizde Nefesler, Duazlar okuyorsunuz. Nasıl başladı?
C.M.:Cemlerde tambur kullanılır, Zakirler aşıklar, dedeler çalar. Ondört yaşındayken hatırlıyorum; zakirler nezaket olsun diye birbirlerine, sen kelam söyle diyorlardı. Bu üç-beş kişiyle sürdü. "Hü, evveli ahir yar" der cemde kelam söylemek isteyen; ben söyleyince birden herkes sustu; cemde ben kelam söyledim. Bitince cemi yapan Dede beni çağırdı. Yüzümden öptü, "cemde bu genç yaşıyla ilk kelam söyleyensin" dedi. Böyle bir durum diğer cemlere de duyuruldu ve gençler de aktifleştiler. Bazı yörelerde "kutsal kelam", kimin aşkı var, kelam söylesin denir. Bizde semah yoktur, esrime vardır. Semah takiye yüzünden yoktur. Toplumsal baskılardan dolayı yapılmaz.

H.H.: İran Türkiye arasında ortak bir değerden bahseder misiniz?
C.M.: Ehli Haklar Mevlana'ya çok saygı duyarlar. Şems bizde önemlidir. O'nun sözleri ezbere bilinir.

H.H.: Aleviler'in bu baskı ve tutumlara karşın dinleyici olarak müziğe ilgisi nasıldır?
C.M.: Alevi müziği bizde tarikat müziği olarak geçer. Alevi müziği sadece cemevinde ifade edilebiliyor. Şimdilerde yurtdışında vardır. Bağımsız olarak müzik yapanlar vardır ve İran Alevileri onları dinlerler. Bunlar arasında beni sayabilirsiniz. Ali Ekber Muradi, Seyit Emrullah, Şah İbrahimi, Rezbar Grubu (bu grupta kadınlar vardır) Emir Hayati, Nurali İlahi vb.leri Alevi müziğinde geçmişten gelen (geleneksel) müzik vardır. Tarikat müziğiyle ortak bir yanı vardır. Bunlar piyasaya çıktığında Aleviler onları dinlerler. Örneğin, Şehram Naziri (Alevidir, Yedilerden; Yediler Alevisidir). İran'da Türkçe deyişler var, Kürtçe yazanlar var. Yeni basılan (az olmasına rağmen) Aleviliği anlatan Türkçe, Kürtçe kitaplar vardır. İran'da da Aleviliği farklı yorumlayanlar vardır. Ancak kabul gören açık bazı noktalar vardır. Bunlardan birisi örneğin; Aleviler Muharremde oruç tutmazlar, ihsan yaparlar; kurban keserler. Üç gün oruç tutulur. Bu oruç Gevaltas-erenler aşkına tutulan oruçtur. Cenazeler Şiiler gibi kaldırılır. Yalnız, pirler ölenin ağzına biraz su dökerler, cenazeyi kaldırmazlar.

H.H.: Kurban yapıyor musunuz?
C.M.: Kurban olarak koç ve kelezert (sarı kele, erkek geyik) var bizde. Kanlı kurbanlar, kansız kurbanlar olarak iki tür kurban sunulur. Nar, Hindistan cevizi baştapşıranda (yola girende), baş verme töreninde sunulur. Bu kansız kurbandır.

H.H.: Dedelerin etkisi, etkinliği sürüyor mu?
C.M.: Dede cemde en aşağıda, kapının yanında sağ yanda oturur. Özel bir yeri yoktur. Cemde kandil, kırkbudak veya mum kullanılır. Ancak çok yaygın değildir. Bazı Aleviler hiç oruç tutmazlar inançları ve felsefelerinden dolayı. Felsefeleri şöyledir kısaca; Kamil olan, hakikat kapısına giren oruç tutmaz. Enel Hak diyene oruç lazım değildir. Beden zaten senin değildir. Cemlerde dedeler pirler çeşitli bilgiler verirler taliplerine, katılanlara. Pirimizin yanına oturduğumuzda sorusu olmayan kalkıp gitsin, sorusu olan kalsın derdi. Tartışmamızı, soru sormamızı isterdi.

H.H.: İran yönetimi Alevileri tanıyor mu, İran yönetimine tutumunuz nasıldır?
C.M.: İran'da bıyık çok önemlidir. Alevi olduğu ve bıyık bırakma biçimi yüzünden kardeşim işten atıldı. İranlılar da bizi sapkın görüyorlar. Yavaş yavaş İran aydınları derin ve geniş felsefemizi yaymaya başladılar ve bazı şeyler değişti. Suçun bir kısmı bizim, anlatmaya kalkmadık.

H.H.: İran'da açık olarak siyaset yapan Alevi örgütü veya bireyleri var mı?
C.M.: İran'da siyaset yapan Alevi yok ancak siyasete alet etmekte olanlar vardır. Seçim dönemlerinde burada olduğu gibi biz Alevileri hatırlayan politikacılar oluyor doğal olarak. Ancak Aleviler destekleyebileceği ve ifade edebileceği bir parti bulunmadığı için bu tür durumlara maruz kalmaktalar. Devletin baskısı sadece Alevilere yönelik değil. Herkese yöneliktir. Sadece Ehli Haklara yönelik değildir. "Bizden değilsin" teoremi uygulanır. "La ihrahe fittin"; "dinde zorlama yoktur" yöntemini uygular görünürler. Ancak kurunun yanında yaş da yanar. İran, Alevileri kültürel olarak tanımamaktadır. Siyaseten Alevileri kullanmak isterler. Politikacılar gelip Alevi büyükleriyle görüşüyorlar. Bu da Alevileri yavaş yavaş tanımak olarak görülmeli. Okuma, üniversiteye gitme oranı yüksektir. İş başvurularında kimlik saklama olur. Baskı yüzünden bıyıklarını kesenler bile olur. Bana sahne yasağı uyguladılar. Gerekçesi "bizden değildi." Bu sözün çok yönlü anlamı vardır. İran'da açık muhalifiz ama aktif değiliz. Çoğunlukla "değme bana, değmeyeyim sana" kuralı uygulanıyor. Aleviler İran'da da geri kalmış bölgelerde yaşarlar. Aleviler kendi aralarında gizli bir dayanışma uygularlar. Bir Alevinin fabrikası varsa, Alevi birini çalıştırmak ister. (Söyleşi: Hasan Harmancı)

 

Tarih : 11 Mart PAZAR (2012)

Saat : 18.00

Mekan : LİVANE

(Osmanağa Mahallesi, Osmancık Sokak, No: 11, Kadıköy/ 0216 414 40 96)

 

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !