Embed

Türküler Ne Söyler

 

sezai sarıoğlu ile nehirmuhabbetler

 

Konuk:         Üçdeniz Topluluğu

Bir Konu:    “Türküler Ne Söyler?”

 

Türkülerin ne(ler) söylediklerini anlamak için, türkülerin cümle kapısından girip, ses alıp ses vermek, onların yerel/evrensel hikâyelerini öğrenmek gerekir. Okumanın, düşünmenin hatta düş kurmanın unutulduğu nafile zamanlarda türkülerden nasiplenmek gerek. Türkülerden öğrenmek, Edip Cansever’in, “İnsansız anı yoktur. Var mıdır?” dizesinden el alarak insansız, tarihsiz türkü olmadığının bilgisiyle ve bilinciyle de tanışmaktır. Üretildikleri dönemi hikâye eden türküler, birbirlerinden söz alıp söz vererek, ezgi alıp ezgi vererek, anlam alıp anlam vererek insandan insana, halklardan halklara bir başka yolculuğun da delili olurlar. Türkü heveskârlarına düşen, halkların belleği olan türkülerde gizlenen tarihi, insanın hallerini öğrenmeye üşenmemektir. Bir başka deyişle, türkülere geç kalmamak, içerdikleri anlamlara, hikâyelere geç kalmamaktır bütün mesele. Tecrübeyle sabit; halkların sır kâtibi türkülere geç kalırsak, türkülerden kâr yerine zarar ediyoruz demektir…

 

“Türküler ne söyler?”

Bu soru ile Tabı Mustafa Efendi’nin Bayati makamındaki “Gül yüzlülerin şevkine gel nuş edelim” şarkısını ilişkilendirelim. Şarkının meyanlarındaki “Bu kavli sürahi eğilip sagara söyler ne der”, “Daire semai tutarak ney neye söyler, ne der” mısraları türkülerin bizlere ne(ler) söylediğini de imler. Bir meşk, fasıl aleminde sürahi eğilir bardağa söyler, ne der? Ney neye söyler, ne der? Bu bilgilerin ışığında sormamız gereken soru şudur; türküler eğilip halkların, insanların kulaklarına söyler, ama ne der?

 

Türküler söyler ama, ne der?

Bu kez, nehirmuhabbetler’de, Sevinç  ve Ferda Ereren’in kurduğu Üçdeniz Topluluğu ile bu sorunun yanıtını arayacağızTopluluk, “Türküler Ne Söyler?” başlıklı bu muhabbette, Balkanlar, Kafkasya, Ortadoğu üçgenindeki türküleri hikâyelerini anlatarak seslendirecek. Böylece, belki de ilk kez duyacağımız bir türkünün ne kadar “bizim” olduğunu ya da çok iyi bildiğimiz bir türkünün ne kadar “başkalarının” türküsü olduğunu duyumsayacağız. Belki, yeni bilgiler ezberimizi bozacak, belki bazı bilgilerimizin canı sıkılacak, ama sonuçta birbirimizden ve türkülerden zarar etmeden çıkacağız muhabbetten… Topluluk türküler arasındaki ilişkiyi, Kıbrıs’tan “Filippu’nun Ahları”nı, ardından da bunun bir benzeri olan “Karpuz Kestim Yiyen Yok” isimli Ankara türküsünü seslendirecek… Grup, ünlü müzikolog Béla Bartok’un 1936’da derlediği uzun havadaki içi içe geçmiş anlamları da vurgulayacak: “İstanbul’dan çıktım derya yüzüne/ Meylim düştü Ermeni’nin kızına/ Yeme içme bak yavrunun gözüne/ Al beni terkine gidek Kürt oğlu / Kanlı Çerkez şafakleyin uyandı/ Ağ göyneği al kanlara belendi/ Buna Çerkez kızı nasıl dayandı/ Al beni terkine gidek Kürt oğlu”  Türkülerdeki “içerik” çoksesliliği ile “müzikal” çokseslilik arasında ilişki kuran topluluk “Ötme Bülbül” türküsündeki gibi, bu çalışmalarından da örnekler seslendirecek. Topluluk bu muhabbette Ferda Ereren’in “Sesini Ver Sesime”, “Yağmurlar Dinmeden Gel” çalışmalarından da örnekler sunacak… Uzun türkülerin kıssası; türkülerin cümle kapısından içeriye girip o hikâyeleri öğrenmek ve dinlemek için bir muhabbet daha eyleyeceğiz…  Türkülere geç kalmayın…

Sezai Sarıoğlu

 

Tarih    :  11 NİSAN PAZAR (2010)

Saat      :  18.00

Mekan  :  Livane/ Osmanağa Mahallesi, Osmancık Sokak, No: 11, Kadıköy (0216 414 40 96, info@livanepub.com

 

Muhabbetten görüntüler için;

https://www.facebook.com/photo.php?v=2483584412895

 

 

 

 

 

 

 

 

-

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !