Embed

Yezidiler

"Yezidiliğin teolojik yapısının ipuçları mitolojidir."

"Çocukluğumun hatıratları ve ailemin inanç merkezli aktarımlarının yanısıra, üniversitedeki araştırmalarım sonucunda, Yezidilikle ilgili belge, metin ve sözlü tarih anlatımlarının bazılarını yayımladım. 1990'lı yılların başından itibaren Yezidilikle ilgili toplanan bilgilerin yorum yapacak kadar kapsayıcı olmayışı, şu ana kadar bütünlüklü bir yapıtın ortaya çıkmayışı, sadece 'imkânlarla' açıklanamaz. Bugüne kadar yazılanlar ve aktarılanlar, fikriyat dünyasında sınırlı bir yer tutuyor. Yürürlükte olan bu fikriyat dünyasının algısı, Yezdiliği hazır bir tanım kalıbına oturmuş durumda. Klişeye dönüşmüş bu tanımlamaların ve kalıpların, toplum bilimi açısından paradoksal bir üslup içermesi, mitolojik, tarihsel ve güncel olgularla çelişmesi kimseyi ciddi anlamda rahatsız etmiyor. Bu denli 'inciltici' ve kısmen gerçek dışı olan bu klişelere karşı çıkacak bilgilerin ve kanıtların olmayışının 'çaresizliği' ise, bu tanımlamalardan ve olgulardan rahatsız olanları sessiz kalmaya itiyor. Lakin oldukça zengin bir geleneğe sahip olan Yezidiliğin ilahileri (Qewl) ve duaları birinci elden incelenmiş olsaydı yürürlükte olan problemli tanımı aşacak başka bir bilgisel ve inançsal sistem ekseni ortaya çıkabilirdi. Çünkü Yezidiliğin teolojik yapısının ipuçları, diğer inançlarda olduğu gibi mitolojiden başka bir şey değildir. Ne var ki, Yezidiler üzerine çalışan bir çok seyyah ve araştırmacının daha çok 'şehir efsanelerine' dayalı Yezidilik 'tanımı!', cemaatin gerçek inanç renklerini yansıtan gözlemlere sahip değil. Bu çalışmalarda gözden kaçırılan mitolojideki betimlemeler ve anlatımlar, genelde ilahilerin çekirdeğini oluşturmaktadır. İlahilerin esası, mitolojik anlatımlara dayanmasına karşın içinde bir masalı ve çok katmanlı ilahi anlatılarını da kapsamaktadır. İlahilerin bütünlüğü içinde Yezidilerin hem etno-dinsel hem de sosyo-kültürel kimliklerinin gelişimleri ve dini geleneklerinin esaslarını yorumlamak mümkündür. İlahilerle iç içe Yezidi olarak dünya gelen her cemaat üyesi, dini yaşamı boyunca buna sıkça tanıklık eder ve ayinler sırasında okunan ilahilerin içinde farklı anlatı geleneklerinin barındığını fark eder. Dahası, kendisini tanımlamaya çalışan yazılı kaynakların birçoğuyla ilgisinin olmadığını kolaylıkla anlar..."

Azad Barış

"Yezidilik, yazılı olmayan ama derin bir varlık felsefesi olan inanç sistemidir."

Birçok Avrupalı Yezidileri, ne yazık ki, Karl May’ın "Vahşi Kürdistan" kitabıyla tanıdı. Oryantalist eksenli sığ bir "zekanın" ürünü olan bu kitap, niteliksiz bir mizahla Yezidileri, "Kürtlerin esas vahşileri" olarak tanımlar ve inançsal bağlamda da "şeytani karaktere" gönderme yapar. Doğduğu kasabanın dışına çıkmamış May, dünyanın birçok halkı ve cemaatiyle ilgili haddinden fazla kurmaca meccanî romanlar üretmiştir. Yezidileri ele aldığı “Vahşi Kürdistan“ kitabının kaynağı ise, dönemin tek gözlemcisi ve bilgi aktarıcısı ingiliz arkelog Henry Layard'idi. Oysa dağlı veya natürel dönemler [1850] birçok halk veya cemaat için maddi hayatın bir parçasıydı ve ne “vahşi” ne de "ilkel" olmayla eşdeğerdi. Her şeye rağmen Layard, Yezidilerle ilgili gözlemlerini aktarırken sürekli olarak davranış zarafeti, safiyet ve yerleşik bir hayattan bahsederken, May her nedense “vahşi” tasvirini tercih ederek Yezidilerin şahsında bütün Kürtleri “egzotik ilkeller” olarak kategorize eder. O dönemde de Yezidilerin, Kürt gelenek ve göreneklerini belirlemeyecek kadar minör ve etkisiz olmaları tarihsel gerçeğine rağmen, May'ın “negatif” bir simge olarak bütün Kürtleri etkileyecek kadar baskın ve dolayısıyla en “medenîleşmemişleri” biçiminde tanımlanması olgulara ters.

Esasen burada tartışmaya zemin yapmak istediğimiz soru(n), Yezidilerin genel Kürt kültürü içindeki yerinden veya konumdan ziyade hangi nedenlerden dolayı Batılıların bu dini cemaatle ilgilenmeye başladıklarını, seyyahların ve araştırmacıların Yezidilik hakkında ne tür bir imaj ortaya koyduklarını aydınlamaya çalışıp teşhir etmektir. Bunu yaparken de özellikle Batılıların aktardıkları veya yazdıkları metinlerin Yezidilerin gündelik dini dua ve ilahileriyle ne derece uyum gösterdiği konusu üzerinde durmak kaçınılmazdır. Ayrıca, Batılı ve Doğulu seyyah ve araştırmacıların aktardıkları bilgilerin veya yazdıkları metinlerin Yezidilerin dünyadaki imajını ne tür bir konuma yerleştirdiği, nasıl bir "Yezidi imgesi" oluşturduğuna da özellikle vurgu yapmak gerekir. Bugünkü olumsuz imajın çoğunlukla bu tür projeksiyonların ürünü olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Öncelikle araştırmacıların bu imajı oluşturmakta karşılaştıkları problemi anlamak için Yezidilik inancının diğer dünya dinlerine benzemediğini kavramak gerek. Altını çizdiğimiz bu "benzemezliği" algılayan her araştırmacının varacağı sonuç elbette gerçeğe daha yakındır. Yezidiliğin esas aldığı inançsal olgular ne bir metinde ne de yazıtlarda mevcuttur. Bu nedenle, Yezidiliğin inançsal sistematiğini anlamak, her şeyden önce onun gündelik ibadetlerinde ve ayinlerinde kullanılan dualarını ve ilahilerini iyi anlamaktan geçiyor. Ne var ki, bunu yeterince araştırıp tatminkâr bir biçimde yer veren hiç kimse olmamıştır Batı'da. Doğu'da ise İslamiyet’in din olarak hegemonya kurmasından sonra “kitaplı dinlerin” dışında kalan her cemaate yapılan zulüm Yezidilere de yapılmış, aktarılan veya yazılan her şey karalama kurgusuna hizmet etmiştir. (...)

Batı'da büyümüş ve Batı kültürünü almış kişiler, dinleri hep yazılı ve doktrinlerin çok önemli rol oynadığı metinler olarak algılamışlar, kendilerince bilimsel bütünlük içinde ya teolojik ya da din sosyolojisi ölçüleriyle kategorize etmişlerdir. İnanç sistemlerini, doktrinlerin ve metinlerin dini sistemin esasını oluşturduğu noktasından tanımlayan, genel geçerliği olan bu tür bilimsel olgular, Yezidi cemaati için geçerli bir sistem değildir. Çünkü istisnalar dışında cemaatin genelinin okuma ve yazma öğrenmesi yasaktı. Bu yüzden sözkonusu olan sadece bir edebiyat eksikliği değil, yazımsal anlamda tutarlı ve sitematik bir doktrinin Yezidilerin dini geleneklerinde yokluğuydu. Tabii ki Yezidilik, "kitap" sahibi olmayan bütün halk ve cemaatlerin inanç biçimlerine benzer bir anlayışla tasvir ediyordu yaradılış efsanesini. Yezidiliği diğer inançlardan ayıran en temel özelliklerden biri, yazılı olmamasına rağmen çok derin bir varlık felsefesi olarak ortaya çıkan bugünkü inanç sistemidir. Yazı veya kitap noksanlığı nedeniyle Yezidiliğin bir inanış sistemi olmadığını düşünmek olgusal olarak yanlıştır. Çünkü Yezidilerin ruhsal dünyaları, inançsal hayatları ve ritüelleri, en azından, bir kitaba inanlarınki kadar karmaşıktır. Yezidiliğin kozmolojik geleneklerinde mitler, anlatımlar, efsaneler, doktrinlerden daha fazla yer almaktadır. Buradan hareketle ne Batı'nın değerleriyle ne de Doğu'nun projeksiyonlarıyla Yezidilik bugüne kadar hakettiği yere konuldu, çünkü onların dini eserlerinin Hıristiyanların veya Müslümanlarınkinden değişik bir teoloji düzlemi üzerine kurulduğu şüphe götürmez bir hakikatti. O yüzdedir ki Yezidilerin inanışlarını Hıristiyan veya Müslüman dünyasıyla karşılaştırmaya veya benzetmeye çalıştığımız anda Yezidilerin inanç sisteminin gerçek ile herhangi bir bağlantısı kalmamaktadır. Lakin çok iyi araştırmacılar bile, ne yazık ki, kendi dinsel kalıplarından arınamadıkları için Yezidilerin dini inançlarını anlatırlarken yanlış anlamalara neden olmaktan kurtulamamışlardır.

Azad Barış

 

 

 

"YEZDİLİK" TANIMINA DAİR BİR İZAH

 

“'Yezdilik' mi yoksa 'Ezidilik' mi?" tartışması muhtemelen ve doğası gereği çok uzun sürecek gibi görünüyor... Çünkü konunun netlik kazanması, süreç içinde ve dolaylı olarak Yezdiliğin hem teolojik hem de mitolojik mealde yeniden tanımlanmasına bağlıdır. Ancak o zaman, böylesi “yersiz” ve “zamansız” yürütülen bir tür akıl yürütmeler ve alışkanlığa dönüşmüş refleksler üzerinden sürdürülen "tartışmalar" etimolojik manada netlik kazanır. Bu nedenle peşinen ahkâm kesmenin ve belirli bir tanıma odaklanmanın doğru olup olmadığı bir yana, "Yezdilik" tanımının etimolojik anlamda cemaatin tarihsel çıkış noktasına daha yakın olduğu bir gerçektir. Çünkü cemaatin ortaya çıktığı İndo-İrani coğrafyada tanrının ilk adının “Yezdan” (beni yaratan) olduğu herkesin malumudur. Dolayısıyla tanrı Yezdan’a tapanlara “Yezdani”* denilir. Birçok teolog ve tarihçinin hem fikir olduğu gibi, Yezdi cemaatinin büyük bir kesimi de Yezdi (fonetik olarak “z” ile “d” arasındaki “i” telaffuz edilmez) kavramın eski İrani (Indo-Aryan) halkların inancı olan “İyilik Tanrısı” Yezdan’dan geldiğini kabul ederler. (Aslında, dilsel ve anlamsal olarak doğru olan "Yezidi" sözcüğünde "z" ile "d" arasında "i" harfinin olmaması gerektiğidir. Kelimenin etnolojik telaffuzuna en uygun yazılış ve okunuş "Yezdi" şeklinde olmalıdır.) Bunun yanı sıra Zerdüştlüğün** ana merkezi olan “Yazd” şehri ve lenduha (büyük) kitabı olan Avesta’nın melekler bölümündeki “Yazta”*** (Gathas [Pehlevi dili]) süreleri de birer güçlü kanıt olarak karşımıza çıkmaktadır. Dolayısıyla Yezdiliğin, Zerdüştlük döneminden itibaren Doğu’da tanrıya verilen Yazdan, Yezdan, Yazd, Azda ve Ezda isimlerinden geldiği kabul ediliyorsa, o zaman bu cemaatin hak ettiği tarif/kavram Yezdiliktir. Böylelikle Doğu’nun kadim topluluklarından olan Kürtlerin [İndo-İran boyunun kümesi içindedir Kürtler] tanrıya bu isimlerle itaat ettikleri rivayet edilir, hal böyle olunca da tanrıya inananlara Yezdani veya Yezdi demek gerçeğe en yakın olan tasvirdir. Dolayısıyla Yazdan, Yezdan, Yazd, Azda ve Ezda "tanrı" anlamına gelirken, Yezdi de "tanrıya inananlar anlamına" gelmektedir. Buradan hareketle yazılı ve bilimsel kaynaklarda bu inançsal cemaat "Yezdi" olarak kayda geçmiştir. Birçok kültürlerin birbirine karıştığı bu coğrafyada inançsal cemaatlerin isimlerinin ve tanımlarının da kültürel ve dilsel algıya göre değiştiği çokça görülmüştür. Bunun anlamı; ulusal kimliklerin dışında kalan mitolojik, dini ve inanç cemaat tanımlamalarının, bu coğrafyada, genellikle tanımlananların kendilerine ait olmayan projeksiyonlar sonucu ortaya çıktığı gerçeğidir.

Özelikle Kürt modern hareketinin son 30 yıl içinde geçmişten gelen ulusal kimlik arayışına girmesiyle beraber Yezdilikle ilgili de yeni arayış ve tanımlamalar devreye girdi. Başlangıç itibariyle Yezdiliğin dinsel kimliğinden ziyade onun Kürt kimliği üzerinden duruldu. Böylece, Kürtlüğün “arketip” inancının Yezdilik olabileceği tezi ileri sürüldü. Dolayısıyla bu tartışmalar beraberinde yeni "Kürdi" kavram ve sözcükleri de getirdi. Hal böyle olunca da, Yezdaniliğin bir türevi olarak kabul edilen Yezdilik “Kürdileştirilerek”, “Ezidi” (beni gören veya yaratan) olarak evrildi. "Yezdi" sözcüğünün ilk harfi (Latince; Sufix) “Y”'nin “E” olarak değiştirilmesi kavramın dilsel olarak Kürdi bir mecraya daha yakın olduğu anlamına geliyorsa da ne içerik ne de etimolojik olarak başka bir anlam ifade etmiyor. Çünkü Yezdilerle ilgili birçok klişe çalışma, Yezdiliğin etnik kimliğinin de inançsal kimliği gibi “karma” bir geleneğe dayandığını öne sürüyordu. Zira birçok seyyah veya araştırmacı Yezdi cemaat mensuplarının Kürt, Asur, İran ve Arap kökenli olduklarını ileri sürmekteydi. Oysa Yezdi cemaatinin, kendisine "rağmen" hiç farkında olmadığı bir durumdu bu. Ancak bu yeni tanımlama, süreç içinde siyasileşen Yezdi kökenli bazı kesimlerin üzerinde tesiri oldu. Böylelikle onlar, geçmişten gelen ulusal bir kimlik arayışına girdiler. Bu arayış, kültürel miras ve tarihsel aktarımın icazet ettiği yönde Kürt kimliğini seçme tercihi üzerinde yoğunlaştı. Ki bu, toplumsal doku anlamında doğru bir tercihti. Lakin siyaseten tercih edilen bu gerçek bile, “Yezdani” olan Yezdileri “Ezidi” olarak göstermek için yeterli bir sebep değildir. Kaldı ki, bu konuya ilişkin bilimsel araştırmalarda ve kitaplarda da "Yezdi" kavramının kullanıldığı ise bir başka gerçek.

Bu nedenle, cemaati“Ezidi” olarak tanımlayanların bu denli"kesin" konuşmaları hiç de anlaşılır bir durum değildir. Tarihsel arka planı görmezden gelerek, sadece cemaat kendini “Ezidi” olarak görüyor diyenlere kısa yoldan söyleyeceğim şudur: Yıllardır çalıştığım bu konuyu, cemaatin hem inançsal hem de kavramsal izahatı çerçevesinde ele aldığımı, alan çalışması yapan onlardan biri olarak, naçizane benim de kendilerini “Yezdi”olarak tanımlayan binlerce cemaat mensubunu çok yakından tanıdığımı bilmelerini isterim...

Azad Barış

NOTLAR:

* Mary Boyce, (Hrsg.): Textual sources for the study of Zoroastrianism. University Press, Chicago, Ill. 2006; Yazdani is a Indo-Aryan word meaning divine. It refers also to an ancient religious cult still present today among the Yazidi/Yarsani/Alevi Kurds
(Yezdanilik, İndo-Aryen bir keline olup, anlamı “iyilik”tir. Antik Çağ'dan günümüze kadar bir dini kült olarak “İyilik Tanrısını” betimler. Günümüzün “Yezdi”, “Yarsani” ve “Alevi” Kürtleri arasında da devamcıları bulunur...)

** Mehrdad R. İzady: Die Qalehi Yazdigird: Juwel der kurdischen Vergangenheit,”, Vienna, October 1995;
(Zerdüşt Peygamberin kutsal kitabı Avesta'da Yezta ibadetin huzurunda olma anlamına geliyor. Pehlewi ve Sanskrit dillerinde de Yazdi kavramı var, yaratana inanan ve inançlı anlamlarına geliyor. Sümer dilinde de ise YA-ZA-Di sözcüğü mevcuttur ve karşılığı temiz, pak ve doğru yolda giden anlamına gelir ve yerleşim alanları eskiden beri eski Mezopotamya’dır.)

*** Michael Stausberg: Die Religion Zarathushtras. Geschichte, Gegenwart, Rituale.Kohlhammer, Stuttgart 2002–2004

"BEN, ÇOK ACIDIR/ BİZ ZATEN ACIYIZ." (Metin Altıok)

"Tuhaf bir şey olmalı

azınlık olmak

diyordu adam.

Çevreme bakındım

hiçbir azınlık görmedim.

O zaman dedim ki

Eveet...

gerçekten öyle olmalı"

 

Mitsuye Yamada



Tarih: 8 NİSAN PAZAR (2012)
Saat: 19.00
Mekan: LİVANE
(Osmanağa Mahallesi, Osmancık Sokak, No: 11, Kadıköy/ 0216 414 40 96)

Yorum Yaz
Bu içeriği paylaşın!
Arkadaşların Burada !
Arkadaşların Burada !